Anasayfa Benim Penceremden AKP nerede kaybetti?

AKP nerede kaybetti?

31 Mart 2019’da gerçekleştirilen yerel seçimler kapsamında yapılan İstanbul Büyükşehir Belediyesi Başkanı seçimi, Yüksek Seçim Kurulu tarafından iptal edildi. Bunun üzerine 23 Haziran 2019′ da gerçekleşen ara seçimde Büyükşehir Belediye Başkanlığına Ekrem İmamoğlu 807 bin gibi ezici bir oy farkıyla seçildi. Gerçekten, ortaya konan ve sabırla uygulanan planlama, akılcı iletişim ve propagandalarla imkansızı başardılar. Uzun zamandır bu konuda yazmadım zira anlatacaklarımı destekleyen gelişmelerin yaşanması gerekiyordu.

İmamoğlu’nun kazanabilmesinin tek yolu vardı

Büyük zaferleri kazandıran daima karşı tarafın ortaya koyduğu veya koyamadığı mücadelenin nitelikleri olmuştur. İstanbul seçimini İmamoğlu’nun kazanabilmesinin tek yolu, aynı zamanda iktidar olan AKP ve ittifak ortağı MHP nin güçlü adayı Binali Yıldırım’ın bu seçimde izleyecekleri yoldan geçiyordu.

Foto: www.ibb.istanbul

İktidar, İstanbul’u çok rahat kazanacağını düşünüyordu. Yapılan anket ve yoklamalar bunu açıkça ortaya koymaktaydı. CHP, iktidarın bu yöndeki gafletini biliyordu. Muhalefet tüm enerjisini ortaya koydu, gerek genel başkanlık ve gerekse il başkanlığı kendilerine bağlı organlarla son derece iyi koordine edilmiş bir kampanya yürüttüler. Fakat bütün bunlar seçimi kazanmak için yetmeyecekti. Mutlak surette karşı taraftan kamuoyunu derinden etkileyecek, oy akışını kendi lehlerine çevirecek hamleler gelmeliydi. Bu bekledikleri de gerçekleşti.

MHP görüşlü, AKP-MHP ittifakına gerek oy ve gerekse vicdanen taraf biri olarak; seçim sürecinde izlenen politikanın farklı dönemlerinde üst üste yapılan hataları görebilmiş iken iktidarın görememesi hayrete şayandır. Görememesi diyorum zira görmüş olsalardı İstanbul’u bilerek teslim etmiş olacaklardı.

İstanbul’un kaybedilmesinde bir çok neden olmakla birlikte üç temel neden var:

1) Neredeyse çeyrek asırdır aynı siyasi düşünce ile yönetilen İstanbul, 1994 e kadar suyu akmayan, çöpü toplanmayan, pis kokan, kentleşme, ulaşım, alt yapı gibi temel sorunlarla boğuşup hiçbir yatırımın yapılmadığı bir şehirken, bu yıldan sonra makûs talihi değişmeye başladı. Bunun mimarı Recep Tayyip Erdoğan’dır. Akmayan sular aktı, toplanmayan çöpler toplandı, alt yapı tamamen yenilendi, yeni yollar, tünel ve geçitler yapılarak kent halkını rahatlatan bir yatırım politikası izlendi. Bu politika o dönem Refah Partisinin yerel yönetimlerinde atılım yılları oldu ve başta büyük şehirler olmak üzere belediyecilikte reformist yönetimler görev aldı.

İstanbul’un o muhteşem silueti mahvedildi

Tüm yoğunluğunu yeni kurduğu AKP ve iktidara veren Erdoğan’dan sonra İstanbul’da yine güzel işler yapılsa da sürekli büyüyen, çoğalan nüfusuyla yeni sorunları beraberinde getiren İstanbul ihmal edildi. Özellikle imar konusunda sadece büyükşehir değil, AKP ve CHP belediyeleri çok acımasız ve plansız işler yaptılar. Marmara Denizine kıyısı olan özellikle CHP Belediyeleri yüksek katlı binalara ruhsat vererek İstanbul’un o muhteşem siluetini mahvettiler. İstanbul adeta bir beton kent durumuna getirildi. Nerede bir boş arazi varsa veya yıkılan binaların yerine yine binalar dikildi. Kente nefes aldıracak alan neredeyse bırakılmadı. Yağan yağmur ve kar toprakla buluşturulmadılar, betona düşen yağışlar doğruca taşıyıcı kanallara, oradan da Haliç’e aktarıldı.

İmar konusu İstanbul’un içinden çıkılamaz bir soruna dönüşmesinin ana sorunudur. Kent bir müteahhitler çöplüğüne dönüştü. Bir ofis dahi açmaya gerek duymayan, yanına üç beş adam alan, ehliyetsiz hatta parasız binlerce müteahhit türedi ve canım İstanbul bu insanların kucağına itildi. İstanbul’un modern bir dünya kenti olmasını gerektiren ve mecbur kılan bir imar planı olmadığından ve mevcut plan üzerinden de kontrolü sağlanamadığından ortaya “İstanbul’u mahvettik” diye samimi itiraflar çıktı.

Muhalefet, sosyal medya üzerinden yıllarca bu konuyu işledi. İstanbul’un iktidar yanlısı müteahhitlerce yağmalandığını ve bunun tek sorumlusunun AKP yönetimi olduğunu işledi. Bunun yanında diğer tüm alanlarda yapılan yatırımların bilinçli olarak üzeri örtüldü. Dün sıvacı olan birinin on sene sonra müteahhit olup lüks araçlarla gezdiğini, bunu sadece AKP li olması sayesinde elde ettiğini aylarca yayınladılar. Yollarda milyonluk araçlarla gezen tesettürlü hanımların nasıl da çığ gibi çoğaldığını sürekli gündemde tuttular.

İBB nin 65 milyonluk zararı unutulmadı

Yirmi milyarlık dev bütçesi ve onlarca iştiraki olan belediyede ihaleler, alımlar mercek altına yatırıldı. Kadir Topbaş’ın 2008 de tüm uyarılara rağmen gidip Hollanda’dan 65 milyon avroya metrobüs hattı için 50 körüklü otobüs alması ve kullanılamadan hurdaya çıkarılmasını kent halkı asla unutmadı. Belediyecilik alanında ne kadar iyi şeyler yapılıyor olsa da olumsuz yürütülen benzer konular bu düşüncenin partisine karşı soğukluk oluşturdu. Aynı fikri savunmasa da yapılan icraatları beğenen farklı parti mensupları hesap günü olan seçimde tercihlerini başka adaydan yana kullandılar. Bu konular ve aşağıda sayacağım sebeplerle AKP-MHP blokunda yer alan birçok seçmen de kendi parti adayına değil gidip İmamoğlu’na oy verdi.

2) MHP sahada çok çalıştı. İttifak ortağı olarak yapılması gerekeni yaptı, buna şahidim. AKP için bunu söyleyemem. Erdoğan’ın en önem verdiği propaganda yöntemi bire bir, yüz yüze iletişimdir. İl başkanlığı bu organizasyonu sağlıklı yürütemedi. Kadın ve Gençlik Kolları  yeterince aktif olamadı. Yeni bir yüz ve sloganlarla atılım yapan CHP den geri kaldılar. Geçmiş yılların bayat slogan ve söylemleri ile ilerlemeye çalıştılar. İnsanları CHP nin başkanlığı kazanması durumunda hem siyaset hem de hizmet anlamında İstanbul’u nelerin beklediğini doğru şekilde anlatamadılar.

Türkiye üzerinde yürütülen operasyonlar

CHP nin seçim öncesi birçok büyük şehri kazanacaklarına dair kesin beklentileri ve beyanatları önemsenmedi. İl ismi vererek Kemal Kılıçdaroğlu’nun dillendirmesi üzerinde durulmadı. Türkiye üzerinde yürütülen genel politik operasyonlar süzülemedi ve kaybedilen nerdeyse tüm iller “çantada keklik” gibi görüldü.

İBB nin israf vurgusu ön plana çıkarıldı ve bu konuda somut bir veri olmasa da; kime oy vereceği hususunda kararsız kitleler, bu israfa son vereceğini beyan eden İmamoğlu lehinde karar verdi. İktidar yanlısı medya, sürekli 1990 ların CHP yönetimindeki İstanbul’un içler acısı halini akıllarda canlı tutmaya çalıştı. İstanbul’da oy kullanan nüfusun o yılları hatırlamayacak kadar çok olması, CHP kanadından bu konuda savunma gelmemesi tek taraflı bir saldırı olarak görüldü ve “olduysa da hepsi geçmişte kaldı artık olmaz” düşüncesi ağır bastı. Bu propaganda gerekli tepki oluşturulmadı.

AKP İslami bir yönetim modeline doğru mu gidiyor?

CHP sürekli geçmişi ile vurulmaya, yıpratılmaya çalışıldı. Günümüzde yaptıkları veya yapamadıkları rasyonel bir bakış açısıyla halka izah edilemedi. Küçük ve vasıfsız görülerek aşağılandı. En kötü zamanlarda dahi yüzde yirmi beş gibi bir oy potansiyeli olduğu göz ardı edildi. Bu partililer makul,  akılcı ispat ve yöntemlerle kazanılmaya çalışılmadı. CHP nin özellikle son yıllarda, aslında kimlerce yönetildiği, partinin bir siyasi partiden çok nelere ve kimlere hizmet ettiği doğru anlatılmadı. AKP nin İslami bir yönetim modeline doğru gittiği fikri neredeyse tüm sol cenahın beynine mıhlanmış iken, bunun böyle olmadığı, Cumhuriyetin tüm varlığıyla korunarak daha müreffeh yarınların hedeflendiği konusunda ikna edici olunamadı.

Her şey çok güzel mi olacak?

CHP son derece basit bir yol seçti. Yeni ve güler yüzlü bir aday. Halkın içine pek girmeyen, etrafa gülücük ve öpücükler atmayan geçmiş adaylardan sonra halk sempatik buldu. Sataşmalara girmedi, modern aile görüntüsü ön plandaydı. Zengindi, her kesimi kucaklayacaktı. En önemlisi “her şey çok güzel olacak” gibi on numara bir slogan seçmişlerdi.

Foto: www.chpistanbul.org

CHP il başkanı Canan Kaftancıoğlu’nun militan yapısını, parti içinde ne yapmaya çalıştığını, o hanım görüntüsü altında neleri planladığı gibi hayati önem taşıyan bir konu doğru işlenmedi. İBB nin aslında hangi yasa dışı örgütlerce kadrolaşacağı sadece söylemlerde kaldı. Başta PKK olmak üzere DHKP-C li militanlar hep perde arkasında oldular ve deşifre edilemediler.

İstanbul’un ve diğer önemli şehir yönetimlerinin kaybedilmesini üç önemli gelişme direkt etkiledi. İlki bebek katilinin mektubu, diğeri kardeşinin devlet televizyonuna çıkartılması ve Binali Yıldırım’ın Diyarbakır konuşması. Bırakın seçimi normal zamanda dahi asla taviz verilmeyecek bir konuda iktidar kendi kalesine gol attı. PKK ile mücadelede büyük operasyonlara imza atan ve bu sayede elinde güçlü biz koz tutan AKP bu üç konuda resmen kendi ayağına sıktı.

Kürt seçmeni etkilemek adına son anda yapılan bu basiretsizlik ne kadar iyi niyetle yapılırsa yapılsın af edilemez. Zaten seçmende gerekli cezayı kesti. Eğer bunlar yapılmasaydı ve seçim propaganda süresi boyunca konu daha ciddiye alınsaydı sonuç bambaşka olurdu. CHP ve dolayısı ile Ekrem İmamoğlu sürdürülen tüm seçim çalışmalarını yürütebilecek donanıma sahip değiller. Seçim sürecinin hangi şart ve şekilde kimlerce yürütüldüğünü artık iktidar da biliyordur.

Burada ne CHP yi ne de Ekrem İmamoğlu’nu suçlayamam. Siyaset neyi gerektiriyorsa veya gerektirmese de sonuca giden her yolu mubah saydılar. Ayakta uyuyan bizim taraftı. Tatlı rüyalar göreceklerini sandılar ama kabusla uyandılar. Geçmiş olsun.

İstanbul ve Ankara AKP nin yıkılmaz kaleleri idi. Ankara’da sağ görüşlü bir başkan var. Bu aslında çok şaşırtıcı bir durum. Bu tezatlık nasıl aşıldı merak ediyorum. Mansur Yavaş fikir mi değiştirdi? Yoksa CHP mi ödünler vererek Yavaş’ın önünde diz çöktü? Ankara İstanbul’a nazaran daha milliyetçi ve muhafazakar bir kent. Mansur Yavaş neden bağımsız girmedi seçime? Hayatı boyunca muhalifi olduğu bir zihniyetin himayesinde seçime girmek sadece tek şekilde açıklanabilir: Tüm Türkiye’de kurgulanan tezgahın birer parçası olmak.

Henüz çok kısa zaman geçmesine rağmen, HDP dolayısıyla PKK ile ayrıca DHKP-C gibi örgütlerle flört eden, saklama gereği duymadan dillendiren CHP ve Ekrem İmamoğlu başta olmak üzere bu zihniyetin belediyecilikten ne anladıkları ortaya çıkmaya başladı. Önümüzdeki yaz ortalarında bir yılını tamamlayan bu yönetimlerin halka daha neleri reva göreceklerini canlı olarak izleyeceğiz.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

İlginizi çekebilir

Köftenin sırrı

Oldum olası kuru köfteye bayılırım. Bugüne değin altmışa yakın vilayetimizi gezdim; ilk so…