Avcı

Avcılığı dillerde dolaşan biri varmış. Bütün avcılar ona gıpta eder, onun gibi bir avcı olamamaktan yakınırlarmış. Bu büyük avcı her çıktığı avdan dolu gelir, kırk gün taban eti, bir gün av eti misali, ahali uzun zaman doyasıya et yermiş.

Etrafta bu avcıyı çekemeyen de yok değilmiş. Onu kıskanırlar fakat belli etmezlermiş. Bakmışlar kendi itibarları yerlerde sürünüyor, bir araya gelerek toplanmışlar. Önce içlerinden sesi güzel olan güzel bir türkü yakmış ve ardından ne yapabileceklerini konuşmaya başlamışlar. Herkes fikrini söylemiş. Hepsi avcıyı rezil etmekten, ona fenalık yapmak peşindeyken genç biri söz almış:

-Ümitsizliğe düşmek ve bu kadar kötü şeyler düşünmek bize yakışmaz. Neden onu rezil etmek yerine, daha iyi nasıl avcı oluruz? Diye düşünmüyoruz. Kabul etmeliyiz ki gerçekten bu yörenin en iyi avcısı. Nerede ve nasıl avlanacağını, hayvanların ne zaman ovaya indiğini, nerelerde avlanıp beslendiğini çok iyi biliyor. Açık konuşalım biz onun kadar bilmiyoruz. Av avlayanın, kemer bağlayanın demiş atalarımız. Haksız mıyım?

Demiş.

Odada bulunanlar genç adama ters ters bakmışlar. Bir an sessizlik olmuş. Bu konuda akıllı olup mantıklı davranmak gerektiğini kavramışlar. Gözleri dalıp konuşanları dinleyen en yaşlıları söze başlamış:

-Genç doğru söylüyor. Ben o adamın bir kez avlağında bulundum. Uzun süre takip ettim. Her şeyden önce çok iyi yetişmiş iki köpeği var. Çok iyi koku alıp iz sürüyorlar. Avcı ve köpekleri çok iyi anlaşıyor. Gözlerinize inanamazsınız. Önce ilk köpeği yolluyor, o biraz açılınca diğerini yolluyor. Her iki köpek farklı alanlarda ama tek yönde etrafı tarıyor. Biri bulamazsa diğeri mutlaka buluyor ve adamda bizim gibi eli ayağına dolaşmadan tek seferde indiriyor.

Dikkatimi çeken başka şey ise adam genç hayvanlara pek dokunmuyor, kaçamayacak kadar yorgun ve uçamayacak kadar yaşlı hayvanı seçmeye gayret ediyor. Son gördüğümde yukarıdaki düzlükteydi. Beni fark etti ve selam vererek yoluna devam etti. Ardından epey izledim. Köpeklerin bir çulluk sürüsünü havalandırdığını gördüm. Ben peş peşe ateş etmesini bekledim ama yapmadı. Ateş etse en az yirmi tanesini çok rahat vurabilirdi ama yapmadı. Hayret etmiştim. Akşam üzeri dönüşte yakaladım, sırt çantası doluydu. Ona neden ateş etmediğini sorduğumda bana içlerinde uçmayı yeni öğrenen yavrular olduğunu ve bu sebeple vurmadığını ama daha ileride uygun av bulduğunu söyledi. Beyler, biz yanlış yapıyoruz, onu eleştirip kötülük peşinden gitmek yerine gururumuzu yenip ondan doğru olanı öğrenmeli ve kendimizden utanmalıyız.

Demiş.

Odada bulunan herkes başını sallamış ve gerçekten kendilerinden utanmışlar. Odadan çıktıklarında  kendilerine güzel şeyler için söz vermişler.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

İlginizi çekebilir

Köftenin sırrı

Oldum olası kuru köfteye bayılırım. Bugüne değin altmışa yakın vilayetimizi gezdim; ilk so…