Anasayfa Yaşam “Ben artık bir Dinsizim..”

“Ben artık bir Dinsizim..”

Bazen insanın içinde öyle bir boşluk oluşur ki; tüm uzaydan bile daha geniş ve daha derin gibi gelir. Cevaplayamadığı binlerce soru, tanımlayamadığı, adlandıramadığı yüzlerce kavram öyle büyür ve öyle bir hal alır ki; bedene yön veren, yöneten kudreti artık çaresiz kalır. İnsan mutlaka inanmak ister, inanmadan yaşayamaz; en başta kendisine, sonra ailesine, arkadaşlarına, topluma, milletine, devletine inanmadan, güvenmeden edemez. Birçok kez hayal kırıklıkları ile karşılaşır, içinde bir şeyler kopar, parçalanır, eksilir. Yıllar geçer, geriye dönüp baktığında; hayatın ne kadar acımasız olduğunu, hâlbuki ona hak etmediği bir değeri vererek aslında kendisini heder ettiğini anlar. Güzelliklerden çok çirkinlikler ve pişmanlıklar daha çok akılda kalır. Canı yakan ne ise, o daha tazedir hafızada, hep öndedir. İyi ve güzel olan, biraz arkalarda dır, dikkat edilmedikçe zor anımsanırlar.

İnsan ruhunda en büyük yer kaplayan konu inançtır. Bir kendine, bir çevresine bakan, yaşamı anlamaya çabalayan her insanda bir yaratıcı arama arzusu oluşur ve zamanla bu bir zorunluluğa dönüşür. İnsan her zaman gücünün ve aklının almadıklarını bir insanüstü yaratıcıya bağladığı gibi; kendi başarısızlıklarını ve başına gelen her türlü felaketi de aynı yaratıcıya tevcih eder. Bu onun için en pratik çözümdür. Altından kalkamadığı, cevaplayamadığı ne varsa sebebini yaratıcıdan bilmek kişiyi rahatlatır, sorumluluk almaktan uzaklaştırır. Kimi ise aynı sorumluluklardan inkâr ederek kurtulmaya çalışır. Bir yaratıcının olmadığına kendine inandırarak, o inancın insana yüklediği anlamlardan ve fiili yükümlülüklerden kurtulacağını sanır. Akıbette, sonuçta nelerle karşılaşacağını kestiremez, belki o kadarını düşünmek istemez. İnanmak beraberinde bedenen ve ruhen ne denli bir mecburiyetler getiriyorsa, inanmamakla bu mecburiyetlerden azat olduğunu zanneder. Kısaca inanarak, neye olursa; kendisine çizilen yoldan sapmadan, çoğu kez zahmetlerle sürecek bir ömür gerektirirken, inanmayarak, hiçbir baskı ve bağlayıcı etki olmaksızın, kendi çizdiği istikamette ilerlemeyi, huzura erişmenin tek çaresi olarak düşünmektedir.

İşte; inanmayı değil, inanmamayı seçen biriydi o. Sonradan, yakın zamanda değişmişti fikirleri, duyguları ve bana sadece “Ben artık bir dinsizim Barbaros” demişti. Şaşırdım mı? Evet! Gerçekten şaşırmıştım. Kendi çapında entelektüel biriydi. Aklı ve zekâsına, özellikle duygularına yakından şahitlik ettiğim bir arkadaşımdı. Koca bir ömrü üzerine inşa ettiği inanç temelini yıkarak, inançsızlık zemininde kendinde yer arayan birine dönüşmüştü. İlk şaşkınlığım geçtikten sonra saatler süren derin ve bir o kadar da karmaşık bir sohbet oldu aramızda. Tek yaptığım onu anlamak, bu değişime yol açan zayıf yönünü bulmaya çalışmaktı. Mutlaka çok fazla biriken olayların bir sonucu da olsa, bir kırılma anı olmalıydı. Irmak normal seyrinde akarken bir müdahale olmadıkça yatağını değiştirmezdi.

Uzaktan bir ikindi ezanının iç ürperten sesi duyulduğunda, artık her şey anlaşılır olmuştu. Benimle samimi şekilde konuşan, içini açıp, sıkıntılarını ortaya döken arkadaşımın kafası bir hayli karışmıştı. Başından geçen bir düzine kadar olay ona inancını sorgulatmaya yetmişti. Hayatında neredeyse tüm arkadaşlarını, alışveriş yaptığı marketten kasaba, komşusundan, kiracısına, araba tamircisinden yemek yediği lokantacısına kadar hep kendi inancında olan kişilerden olmasına gayret etmişti. Onlardan borç almış, onlara borç vermişti, onlardan emanet almış, onlara emanet vermişti. Sonuç olarak hayatında olan bu insanların çoğundan tabiri caizse hep kazık yemiş, bu ise içinde büyük bir öfkeye yol açmıştı. Kendine karşı da inanılmaz bir kızgınlığı vardı. Karşısındaki insanların karakteri ve ahlakı yerine sadece görünen, gösterilmek istenen inançlarına itibar ettiğinden, yaşadığı hayal kırıklıklarını aklınca inancına ceza vererek tamir edebileceğine inanmıştı. İnsan seçerken, arkadaş ve esnaf belirlerken sadece inançlarına baktığından, o kişilerin ruhlarında hangi kir ve karanlıkları sakladıklarını fark etmemişti.

Daha vahimi ise bu insanların uğrattıkları güvensizlik ve hayal kırıklığının sonucunda insanları ve hatalı seçim yapan kendisini sorgulamak yerine doğrudan inancı hedef almıştı. Koca bir denizden yüzlerce yenebilecek balık varken, gidip en tatsız ve zehirlisini bularak yemek ve zarar gördüğünde doğrudan denizi suçlamak kadar dengesizceydi bu yaptığı. İnanmaktan vazgeçtiği dinin hiçbir yerinde, zerre miktarınca haksızlık olmamasına, insanları ebedi bir huzur ve selamete yönlendirmekten başka bir amacı olmamasına karşın o, inancın temel kavramlarını, elle tutulup akılla gözlemlenebilen ve mantıkla izah edilebilen tüm değerleri kişiselleştirmiş, inancın muktedirliğini görmezden gelerek, yol göstereni değil, yol gösterileni esas almıştı.

Her bir zarar gördüğü kişi üzerinden inancı aşağılamış, zayıf ve yetersiz görmeye başlamıştı. İnançlı denilen bazı insanların bu denli bariz basitlikler ve şahsiyetsizlikler ortaya koymasında, onlara engel olamayan bir inancın aslında sorgulanması gerektiğine inanmıştı. İçinde giderek büyüyen gurur ve öfke sebebi ile artık şuur terazisi şaşmış, kendini haklı çıkaracak başka düşünce ve akımların peşinden sürüklenmeye başlamıştı. Böylesi açmazlara düşenlerin yalnız kaldıkları vaki olmadığından, ülkemizde bol miktarda bulunan İslam düşmanlarının batağına saplanıp kalmıştı. Garip olan, bütün bunları anlamama sebep olan olayları anlatırken mutlu olduğuna, mutluluğu nihayet bulduğuna beni inandırmaya çabalamasıydı. Hâlbuki ben, dillendirdiği mutluluk ve huzur sözlerinin karşılığı olarak bana mıhlanan gözlerinde en küçük bir emare göremedim. Yalancı bir baharla çiçek açan ağaç gibi, çok yakında mevsimin aslında hâlâ kış olduğunu, baharın ve yazın peş peşe gelmesine daha vakit olduğunu görecekti.

Dünyadaki tüm haksızlıkların ve adaletsizliklerin inançla değil, insanın zekâsı ve yüksek ahlakı ile yok edilebileceğine yürekten inandırılmıştı. Aslında doğruydu ancak; inancımız insanın haksızlık yapmamasını ve her zaman adil ve merhametli davranmasını emretmekteydi. Bu emre uymayan insandı. Arkadaşım işte tam burada makas değiştirmişti. Her bir noktasına kadar Yaratanın kelamı olan inanç kaynağımız, insanın ne denli nankör olduğuna vurgu yapmaktaydı. İnsanlığa ebedi âlemde kazananlardan olunması için yol göstermekte iken, işte bu nankör insanlar fiilleriyle, mukaddes kelamın önüne geçerek, bazen onu kullanarak; samimi dahi olsa ancak inanmada bilgisiz, basiretsiz ve bir o kadar da yanıltılmaya müsait arkadaşım gibi olanların istikametlerini rahatlıkla etkilemekteydiler.

Onu saplandığı yerden çıkarmak oldukça güç olacaktı. İnanmaktan vazgeçtiği ne varsa tekrar inanmasını sağlamak zaman alacaktı. Üzülmemek, kahrolmamak elde değildi.Onu bu şekilde kendi başına bırakamazdım. Şu an birlikte oldukları kişiler onun aklını karıştırmaya ve şuurunu bulandırmaya devam ederken neler yapabileceğimi kestirmek gerçekten zordu. Toplumumuzda benzer kopuşları görmezden gelemeyiz. Sadece göründüğü gibi yaşamayanlar yok, inançlı bir yaşamı karalamak ve kötü göstermek için yoğun mesai harcayan kişiler ve topluluklar var. İnsanlara bakarak inancı tartmaya çalışmak sadece cehaletle ve zaafla açıklanamaz. Kişinin içinde bu yönde bir eğilim olması da şart. İnanmamayı kolaylık ve ayrıcalık sayacak kadar beyni çürümüş insanlara sıklıkla rastlamak mümkün. Aman kırılmasın diye kılıflara sardığımız cep telefonumuz kadar inancımızı, onun kutlu kıldığı şeref ve haysiyetimizi de aklımız, yüreğimiz ve sarsılmaz imanımızla muhafaza ve müdafaa etmeliyiz.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

İlginizi çekebilir

Toplum düzelmedikçe Devlet düzelmez

Devlet, hem tarihini, hem bugününü, hem de geleceğini korumak ve kollamak durumundadır. Ma…