Anasayfa Anı Çorapçı

Çorapçı

Yirmi yıl kadar önce onu ilk tanıdığımda, Kartal tren istasyonunda, elinde spor çantası ile çorap satıyordu. İstasyona sıkça giderdim; zira aktar bir dostumun dükkanı istasyona çok yakındı. Elinde beşli çorapları tutar, gelen geçene uzatır “beşi beş lira” (bugünün rakamıyla) diye seslenirdi.

Yirmi beş yaşlarındaki bu kişi, bir müddet sonra yere serdiği branda üzerinde sadece çorap değil, gömlek filan da satmaya başladı. Birkaç kez zabıtalardan kaçışını üzülerek seyrettim. Bazen usulünce zabıtayı bir müddet engelledim, lafa tuttum, uzaklaşması için zaman kazandırdım. Her gördüğümde mutlaka çorap aldım. Ucuz ve kalitesizdi, belki o çorapları hiç giymedim; ama olsundu! Ona telefonumu verdim, onunkini aldım, belki bir gün faydam olur diye. Adı ben de saklı. İki yıl kadar onu hep orada veya meydana çıkan geçidin solundaki boşlukta gördüm.

Avrupa yakasına taşındım, yıllar sonra işim düştü aktar arkadaşa uğradım, aklıma geldi onu sordum. Bana Cevizli’de küçük bir hazır giyim dükkanı açtığını söyleyince Allah biliyor sevindim. Aradım, hatırladı, “gel bir yemek yiyelim” dedi. “Kısmet” dedim. Yine yıllar geçti, emekli oldum, ev alma düşüncesi ile Kartal Soğanlık’a emlakçı dostlara danışmaya gittim. Yolum Cevizli’ye düştü. Tavsiye ile bir emlakçıya girdim ve işim bitip çıktığımda tam arabama yönelmişken biri koluma girdi. Tanıdım, oydu. Adeta sürükleyerek hemen yandaki devasa giyim mağazasına soktu. İşi büyütmüş, üç katlı, kızının adını verdiği büyük bir mağaza açmıştı. Üstelik mağazanın mülkü de kendine aitti.

Dükkana yemek söyledi, kahvelerimizi içtik. Geçen onca yılda yaşadıklarını anlattı. İşlerini büyütmekle kalmayıp, bu üç katlı iş yerini nasıl satın aldığını, Gümüşpınar’da arsa alıp üzerine dört katlı bina yaptırdığını ve tüm kardeşlerini burada toplayıp hepsine birer daire hediye ettiğini söyledi.

Artık kırk beş yaşlarında olan bu arkadaşın çocukları da iyi eğitim almaktaydı. Onu ilk gördüğümde gözlerinde fark ettiğim azim ve özgüven hâlâ aynı ışıltılarla parıldamaktaydı. Bir saat kadar oturduktan sonra bana hiç unutamayacağım şu sözleri söyledi:

“Ağabey, ben helal kazançtan başka bir şey dilemedim Allah’tan. Ne aç kaldığımda umudumu kaybederek isyan ettim, ne de cebim para doluyken şımarıp azdım. Kazancımda haramın zerresi yok elhamdülillah. Devletimden tek kuruş vergi kaçırmadım, elde çorap sattığımda bile gidip Mehmetçik Vakfına gücüm ne kadara yetiyorsa bağış yaptım, bazen param olmadığında bile Kızılay’a kan verdim. Ne Rabbime, ne de devletime tek kem söz etmedim. Niyet halis olduğunda, akıbette hayr oluyor, ben buna inandım. Velev ki her şeye rağmen bunlara kavuşamasam, hâlâ elde çorap dahi satıyor olsaydım bu düşüncelerim asla değişmezdi. Bilirdim ki Rabbimin bir bildiği vardır”

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

İlginizi çekebilir

Köftenin sırrı

Oldum olası kuru köfteye bayılırım. Bugüne değin altmışa yakın vilayetimizi gezdim; ilk so…