Anasayfa Anı Deli Horoz

Deli Horoz

Evimizin bir dönüme yakın olan bahçesinde on dört meyve ağacı vardı. Elma, armut, kayısı, vişne ve kiraz. Mevsiminde dalından koparıp yemek ne kadar zevkliydi.  Fazlası kurutulur kışa saklanırdı.

On beş tane de tavuğumuz bir tanede horozumuz vardı. Küçük ablamla beraber onlara isimler takardık. Kucağımıza aldığımızda uyuyana “uykucu”, el şaplattığımızda korkudan ne yapacağını bilemeyene “şaşkın”, tüyleri dökük olana “leylek”, birde ikiz gibi birbirine benzeyen, başlarının üzerinde kakül bulunan “büyük recai-küçük recai” gibi. Birde horozumuz vardı, resmen deliydi. Okuldan gelince korkarak bahçeye girer, horozu gördük mü giremezdik. Beyaz irice bir hayvandı. Yakaladığında kafamıza doğru uçup gagalardı.

Yine bir gün okuldan ablamla geldik, baktık avlunun ortasında efelenip dolanıyor. Yoldan taş toplayıp bahçeye girdik. Bizi görünce hızla üzerimize doğru gelmeye başladı. Elimizde ne kadar taş varsa üzerine attık. Yönünü değiştirip doğruca kümese girdi. Öylece bekledik. Nice zaman sonra koşarak eve kendimizi attık. Camdan uzun süre baktık dışarı çıkmamıştı. Elimize sopa alıp küçük adımlarla kümese yöneldik. Ablam o yıllarda dokuz ben yedi yaşlarındayım.

Aralık kapıya sopayla vurup vurup geri çekildik. Ses yoktu. Cesaretimizi toplayıp içeriye başımızı uzattık, bizim deli horoz kümesin ortasında, ayakları havada öyleye yatmaktaydı. Sopayla dokunduk hareket yoktu; anladık ki ölmüştü. Suçumuzu örtmek için eceliyle öldüğünü söyledik, ancak günler sonra itiraf edebildik.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

İlginizi çekebilir

Köftenin sırrı

Oldum olası kuru köfteye bayılırım. Bugüne değin altmışa yakın vilayetimizi gezdim; ilk so…