Anasayfa Makale Demokratik Açılım fiyaskosu

Demokratik Açılım fiyaskosu

Sonuçları itibari ile ülkenin siyasi ufkunu daraltan ve devleti istenmedik durumlara sokup itibarsızlaştıran “demokratik açılım” fiyaskosunu derinlemesine incelemeden konuşmamak lazım.

Türkiye’nin belki de en önemli sorunu olan ve yıllarca sürüp, neredeyse tüm enerjisini emen PKK teröründen tamamen kurtulmak gerekiyordu. Verilecek ufak tavizlerle, sindirilmesi zor olsa da bazı radikal kararlar alınması konusunda başta o dönemin MİT Müsteşarı Emre Taner olmak üzere devletin bazı askeri ve siyasi  yetkililerinin Erdoğan’ı ikna etmesiyle süreç başlatıldı.

Niyet halisti ve gerçekten vücudu saran cerahatın tamamen temizlenmesi amaçlanıyordu. Sadece toplumsal barış ve demokratik yaşam hedeflenmişti. Koordinasyonu üstlenen Taner, hem İmralı hem de Kandil ile görüşmeler yaparak süreci yürütüyordu. Ancak PKK gibi bir örgütün açılımla elde etmek istediği  şey aslında devlete diz çöktürerek, kendi hedeflerini kabul ettirmek ve bunu tüm dünyaya duyurmaktı.

Görüşmelerde taraf olan DTP (Demokratik Toplum Partisi) ile de devam eden görüşmelerde karşılıklı güven ortamını hiç yakalanamadı. Özellikle hükumetin iktidara gelişi ile taleplerini güya barışçıl yollarla istediğini iddia eden PKK, 2002-2004 yıllarında “şartlı ateşkeslerle” terörün aslında kendilerinden kaynaklanmadığını göstermek amacı ile eylemlerini durdurup beklemeye başladılar.

Bugün birçok insanın o yıllarda “sıfır” terör diye andıkları tarih, aslında PKK nın maksatlı olarak Hükumetten beklentilerinin yoğunlaştığı ve Devletin atacağı adımları tarttığı yıllardı. Hükumet açılım kararını toplumun sert tepkisine ve siyasi geleceğini riske ederek aldı. Artık bu sorunun tamamen bitmesini istiyordu.

FETÖ nün yargı ve emniyet üzerinden gerçekleştirdiği Haziran 2007 de Ergenekon, Nisan 2009 da KCK operasyonlarına birde Ekim 2009 da Habur rezaleti eklenince hükumet süreci durdurup PKK ya karşı gardını aldı ve anladığı dilden cevap vermeye başladı. Örgütte gerçek yüzünü, amacının barış olmadığını göstererek eylemlerini yoğunlaştırarak artırdı.

Çözümün arandığı o kritik yıllarda devletin en hassas noktalarına sızan; yargı, asker, emniyet, gibi kurumlarda istediklerini yapabilecek düzeye erişen FETÖ’cüler, Doğu ve Güneydoğu’daki birçok il ve ilçede Devlete karşı yürütülecek bir isyan ve işgal için ne gerekli ise yaptılar. Başta Alman istihbaratı olmak üzere Türkiye üzerinde emelleri ve hedefleri olan ABD, İngiltere, Fransa, Belçika gibi ülkelerin istihbaratı gerek eğitim ve gerekse lojistik destek sağlayarak kendilerini ele verecek teknolojik iz bırakmadan, tamamen el yapımı patlayıcı düzenekleri ile güvenlik güçlerimizi beklemeye başladılar.

Devlet kararını vermiş “ Bunlar ancak silahtan anlar” diyerek operasyonlara başladığında tarihler 2015’i gösteriyordu. Sonuç: Bir yıl dolmadan 3.500 terörist öldürülürken 350 güvenlik görevlisi de şehit olmuştu.

Bu kadar şehit olmasının ana sebebi, operasyonu yöneten askeri kademenin FETÖ’cü olmasıydı. Nerede bir tuzak varsa askerimizi, polisimizi vicdansızca buralara sürdüler, başarılı olacak inisiyatiflere izin vermeyip örgütün lehine sonuçlanacak planları devreye soktular. Ne zamanki bunların ne olduğu ortaya çıktı ve FETÖ’cü olmayan general ve yüksek rütbeli subaylar bölgeye sevk edildi, neredeyse sıfır zayiatla operasyonlar tamamlandı ve bölge teröristlerden tamamen temizlendi.

FETÖ ile mücadele ve akabinde gerçekleştirilen 15 Temmuz 2016 darbe girişimi, Türkiye tarihinin en önemli dönüm noktası oldu. Her alanda Hükümeti zayıflatıp devirerek ülkeyi tamamen ele geçirme senaryoları tutmadı ve malum üzere günümüze kadar gelindi. FETÖ ne yazık ki tam olarak temizlenemedi. Belirli kurumlarda yapılan ayıklama siyasi ve özel sektörde yapılmadı. Belleri kırılsa da hala büyük ölçüde tehdit oluşturmaya devam ediyorlar.

Bütün bu söylediklerimin ışığında ortaya farklı bir tablo çıkıyor. Malum bir hafta sonra seçimlere gidiliyor. İki farklı ittifak var; Cumhur ve Milli ittifakları. Özellikle burada Milli ittifakı destekleyen vatandaşlarımız yukarıda anlattıklarıma atıfta bulunarak, bugün CHP’nin, İP’in ve SP’nin HDP’nin desteğini almasına sıcak bakabiliyorlar. Cumhur ittifakının seçilmemesi, kaybetmesi için bu karşılıklı yardımlaşmayı “demokratik” buluyorlar. Fakat bir konuyu gözden inadına kaçırıyorlar.

AKP “Demokratik” açılımı Türkiye’de yıllarca akan kanı durdurmak için zor da olsa ikna edilerek kabul etmişti. Sonuçları itibari ile terör bitecek ve topluma barış gelecekti. Fakat Millet ittifakında HDP ile yapılan gizli görüşmelerde nelerin gözden çıkarıldığı hiç gündeme gelmedi. Hükümet ile başaramadığı barışını henüz iktidar dahi olamamış bir oluşumla nasıl sağlayacaktı. Çok geçmedi ve bu ittifakın adayları olabilecek hamleleri yumurtladılar.

Seçilmeleri durumunda, Suriye ve K.Irak operasyonları durdurulacak. “Oralarda ne işimiz var” sözleri bunu anlatıyor. CHP lideri HDP’nin tulum çıkardığı illere “özerklik” vereceğini açıkladı. Olası seçilmesi durumunda C. Başkanı yardımcılığına Demirtaş’ı getireceklerini ekranlarda belirttiler. Bizzat gidip cezaevinde de görüştüler. Bakalım son bir haftada daha nelere şahit olacağız.

İşte bizin insanımız bu iki konuyu eş tutuyor ve Millet ittifakındaki bu terörün hamisi olan partiye yakınlaşmayı mubah sayabiliyorlar. Eğer milletimiz bu bariz tehlikeyi idrak edemezse geri dönüşü olmayan bir ayrıma geleceğiz. Millet ittifakı bu ülkeyi hiç yaşamadığı kadar büyük bir çöküşün ve teslimiyetin kucağına atacaktır. Teslim olduğumuz ise FETÖ ve işgalci devletler olacaktır.

Daha fazla
  • 10 Kasım

    İlk 10 Kasımı hatırlıyorum. Haymana 12 Eylül İlkokulu, yıl 1970. Hava yağışlı. Okulun kori…
  • Çok şükür “ANDIMIZ” var

    Nerede ise seksen yıl bu ülkenin okullarında “ANDIMIZ” söylendi. Türküm, Doğruyum, Çalışka…
  • Ortaköy Küçük Mecidiye Camii

    Beşiktaş Ortaköy’e Çırağan Caddesi üzerinden giderken, solda Beşiktaş ilçe Emniyet M…
Daha fazla  B.A.
  • 10 Kasım

    İlk 10 Kasımı hatırlıyorum. Haymana 12 Eylül İlkokulu, yıl 1970. Hava yağışlı. Okulun kori…
  • Çok şükür “ANDIMIZ” var

    Nerede ise seksen yıl bu ülkenin okullarında “ANDIMIZ” söylendi. Türküm, Doğruyum, Çalışka…
  • insanlık tarihinin en eski ve en şerefli mesleği

    Bir ülkenin gelişimi kentlerden kırsala doğru değil, kırsaldan kentlere doğru olmalıdır. B…
Daha fazla  Makale

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Okumalısınız

10 Kasım

İlk 10 Kasımı hatırlıyorum. Haymana 12 Eylül İlkokulu, yıl 1970. Hava yağışlı. Okulun kori…