Anasayfa Anı Hadi ona sevgiden bahset

Hadi ona sevgiden bahset

Onu ilk kez sahilde, bahçesi de olan büyükçe bir kafede görmüştüm. Hava çok sıcaktı, arkadaşlarla klimadan dolayı içeride oturmayı tercih etmiştik. Köşe bir masadaydık. O, masaları dolaşıp bir şeyler anlatıyordu. Masadakiler dinliyormuş gibi yapıp, yanağını okşuyor, bazıları gülüp eliyle ittirerek kendilerinden uzaklaştırıyorlardı.

Sonradan fark ettim, hep evli, ailelerin bulunduğu masaları geziyordu. En fazla altı, bilemediniz yedi yaşlarında bir erkek çocuktu. Üstünde kirli, kolsuz bir penye, altında bazı yerleri yırtık, cepleri sökük ve lekeli kot pantolon vardı. Yüzden çok güzeldi, gözleri iri, yanakları etli, sevimli bir gülümsemesi, akıllıca bakışları vardı.

Hem arkadaşlarla sohbet ediyor, ara sıra da bu çocuğu gözlemliyordum. Her yanaştığı masada bir şeyler anlatıyor, yalvarırcasına boynunu büküp bir şeyler istiyordu. Para veya yiyecek bir şeyler istemiyordu zira ne verilen paraları ne de masadan kendisine ikram edilen kurabiyelerden almıyordu.

Fotoğraf Temsilidir

En çok dikkatimi çeken ise sıklıkla poposunu ve baldırlarını kaşımasıydı. Büyük ihtimalle kirden ve yıkanmamaktan dolayı vücudu kaşınıyordu. Çok geçmeden istediğini alamamanın burukluğu ile dışarı çıktı ve gözden kayboldu. Biz hemen sağımızdaki Akdeniz’in mavi sularına bakarak dondurmalarımızı yiyerek sohbete devam ettik. Lakin kafama takılmıştı. Hesabı ödeyip ayrılırken geri döndüm ve kendisiyle epey ilgilenen bir çiftin masasına gittim,  müsaade isteyerek yanlarına oturdum. Kendimi tanıttım ve çocuğun ne istediğini sordum.

Yaşı benden biraz büyükçe olan hanımefendinin söyledikleriyle şaşırdım kaldım. Çocuk kimsesiz olduğunu, anne ve babasının öldüğünü, tek başına kaldığını dramatik şekilde anlattıktan sonra bu çifte kendisini evlatlık olarak alması için yalvarmış. Diğer birkaç masadaki insanlara sorduğumda da aynı cevabı aldım.

Aradan ne kadar geçti bilmiyorum, izinli bir günümde sahilde gezerken o çocuğu tekrar gördüm. Üzerinde aynı kıyafetler vardı ve bu kez açık havada banklarda oturan çiftlere dadanmıştı. Eminim aynı şeyleri anlatıyordu. Uzaktan sessizce takip ettim. Yine sık aralıklarla poposunu ve baldırlarını kaşıyordu. Bu bende ayrı bir merak uyandırmış, aklıma fena şeylerin gelmesine neden olmuştu.

O esnada yaya devriye gezen resmi polis arkadaşlar geçmekteyken çocuk rahatsız oldu ve hemen uzaklaşmak istese de polislerden biri onu yakaladı. Kolundan tutup götürürlerken yanlarına yaklaşıp biraz beklemelerini istedim. Onun kim olduğunu ve neden götürdüklerini sordum. Bana adının Enis olduğunu, sürekli olarak evinden kaçtığını ve bunu alışkanlık haline getirerek insanları rahatsız ettiğini söylediler. Çocuğu kenara çekip konuşmaya çalıştım ama hiçbir şey söylemedi.

Ertesi gün bu polis arkadaşların çalıştığı  Polis Karakoluna giderek çocuğun ev adresini bir kağıda yazıp cüzdanıma koydum. Belki bir hafta geçti gitmek kısmet olmadı. Karakolla karşılıklı olan Araştırma Büro Amirliğine uğramıştım, tam çıkarken merdivenlerde Enis’i gördüm. Yine polis arkadaşlar bulup getirmişlerdi. Bu kez onunla sonuç alana kadar konuşmaya karar verdim.

Elinden tutup boş bir odaya geçtim. Ne iş yaptığımı anlayınca sorularıma kaçamaklarla da olsa cevap verdi. Evet anne babası vardı, benim adımı taşıyan mahallede oturuyorlardı. Babası inşaatlarda çalışıyordu, annesi ev hanımıydı. Bunları öğrenmekten çok neden başka ailelerin yanına giderek kendisini acındırıyor ve evlatlık almaları için yalvarıyordu. Buna cevap alamadım. Sürekli başını çevirdi. Zorlamak ta istememiştim. Bu arada yine eli arkasında bahsettiğim yerleri kaşımaya, yüzünü acıyla buruşturmaya başlayınca hemen pantolonunu indirmesini söyledim. Karşı çıktı, çıkartmak istemedi.

Pantolonunun düğmesini ve fermuarını açtım ve aşağıya doğru sıyırdım. Omuzlarından tutarak arkasını çevirdiğimde donup kaldım. Her iki baldırında da yatay şekilde parmak kalınlığında kabuk bağlamış yaralar vardı. Külotunu çıkardım, orada da aynı şekilde yukarıdan aşağıya doğru şeritler halinde uzun kabarmış kızarıklıklar vardı. Çocuğu kucakladığım gibi dışarı çıktım ve oradaki herkese gösterdim. Herkes şaşkındı.

Birkaç dakika geçmeden çocuk hem ağlamaya hem de anlatmaya başladı. Bunu yapan annesiydi ve babası da bildiği halde ses çıkarmıyordu. Evdeki maşayı ocakta kızdırıp çocuğun poposuna ve baldırlarına sürüyorlardı. Dehşete kapılmıştık. İçimizden bir kaçı çocuğun çok iyi yalan söyleme yeteneğine sahip olduğunu, bu konuya tedbirli davranılması gerektiğini söyledi. Haklıydı ve bunu anlamanın tek yolu vardı. Bir arkadaşla arabaya atlayıp eve gittik. Hafta sonuydu ve her ikisinin de evde olduğunu umarak kapıyı çaldım.

Kapıyı açan bir kadındı. Önce tanımadığı için şaşkınlık yaşadı ama Enis’i görünce yine dışarıda bulup ta getirmişiz gibi düşünerek başladı çocuğa saydırmaya. Kocasını sordum, geldi. Her ikisinin de suratlarında tabir caizse meymenet yoktu. İçeri geçip onları dinledim. Özlük üveylik durumu var mı diye sordum; yoktu öz anne babasıydı ve başka çocukları da yoktu. Çocuğun pantolonunu tekrar çıkarıp gösterdim. İkisinin de nutku tutuldu. Kadının korkuyla bakışlarını kaçırdığı yere baktım, maşa oracıktaydı.

Gözyaşı olmadan ağlamalar başladı, çocuğun hiç söz dinlemediği, sürekli evden kaçtığı, herkesi rahatsız ettiği gibi laflardan sonra babasına dönerek bu kez ona sordum. Henüz altı yaşındaki bir çocuğa bunu neden reva gördüklerini anlatmasını istedim. Her şeyden haberi vardı ve karısının söylediklerini tekrar etti. Kan beynimdeydi artık. Arkadaşa çocuğu da alıp dışarı çıkmasını istedim ve kapıyı içeriden kapatıp kilitledim.

Konu savcılığa intikal etti ve çocuk il merkezindeki yurda yerleştirildi. Anne de baba da tutuklandılar. Cezaevine götürülmeden önce hastanede bir müddet tedavi gördüler zira kırılmış kemikleri ve artık sağlıklı işlemeyen eklemleri vardı.

Hep sevgi der, onu tüm duygularımızın en zirvesine yerleştiririz. Sevgi, insanın genlerine kodlanmış, onu yaşayan, hissedeni tarifsiz esintilere, mutluluklara yelken açtıran harika bir duygu. Hayatın temeli sevgi üzerine kurulmuş dersek yanlış olmaz. Ondan mahrum olmak, onsuz yaşayabilmek asla mümkün değilken yukarıda anlattığım ve gerçekten yaşadığım bu olayda, neyin eksik olduğunu, buna neyin sebep olduğunu bir türlü çözemedim. Sadece o güzel çocuğun bu hasta ruhlu anne ve babadan dünyaya gelmesi belki de onun talihsizliğiydi diye düşündüm. Şimdi otuz üç-otuz dört yaşlarında olması muhtemel Enis ne durumda acaba? Hala sevginin, sevilmenin peşinde midir?

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

İlginizi çekebilir

Çorapçı

Yirmi yıl kadar önce onu ilk tanıdığımda, Kartal tren istasyonunda, elinde spor çantası il…