Anasayfa Makale İstanbul Belediye Başkanlığı seçimi

İstanbul Belediye Başkanlığı seçimi

Yıllar önce İstanbul çöp dağlarına teslim olduğunda, E-5 ten, Anadolu yakasından Avrupa tarafına geçtiğimizde; daha Ok Meydanı kavşağına gelmeden çok pis bir koku insanın genzini yakardı. Hele Sütlüce rampasından aşağı inerken tam karşınızda Haliç köprüsü görünür, derin bir nefes alıp, bir elinizle ağız ve burnumuzu kapatır, Ayvansaray’ı geçip Edirne Kapı gerimizde kaldığında ancak nefes alırdık. Hiç unutmam o yıllarda bir gazetede okumuş ve güleyim mi yoksa oturup ağlayayım mı bilememiştim. Adamın biri Haliç köprüsünden intihar maksadı ile kendini aşağıya bırakmış fakat balçık ve çöp adacığının üstüne düşüp beline kadar batmış, sonra zavallı adamı gelip çıkartmışlardı.

İşte o yıllarda sadece çöp ve pislik sorunu yoktu İstanbul’da. Ben 1980 li yıllarda evlerde suyun sürekli aktığını hatırlamam. Aktığı zamanda sarı ve kötü kokulu akardı. El arabaları ile yakındaki sebil çeşmelerden veya tankerlerden su taşırdık. İstanbul tam bir gecekondu kenti haline gelmişti. Bugün kentsel dönüşüme tabi tutulan yerler, o yıllarda seçilen belediye başkanlarının ruhsatsız ve imarsız peşkeş çektiği alanlardır. O yıllarda Dev-Sol Maltepe’de devletin arazisini bir sözle çatır çatır satmaktaydı.

Ne zaman ki zihniyet değişti, hizmet eli değdi, İstanbul’un makus talihi de değişmeye başladı. Benim İstanbul için belediye başkanı olarak görmek istediğim tek insan Ordinaryüs Prof. Dr. Ahmet Vefik Alp’ti. Hala o güzel ve zeki insanın bu kutlu şehre çok şey katacağına inanmaktayım. Daha önce aday olmuş fakat kazanamamıştı. Dünya çapında çok ünlü bir şehir planlamacısı olan Alp; o zamanlar Marmara denizine, bugünkü Osman Gazi Köprüsü gibi bir köprü yapılması gerektiğini anlatmış fakat malum zihniyetteki zavallılar “deli saçması” diyerek gülmüşlerdi.

İstanbul’u çağ dışılıktan çekip alan Recep Tayyip Erdoğan’dır. Sevsek de sevmesek de bu gerçeği kimse inkar edemez. O, şehir planlamacısı, mimar, inşaat mühendisi filan değildi. Onu başarılı kılan şey amacı yani niyetiydi. Güçlü örgütlenme, yönetme, takip ve iş bitiriciliği en önde gelen nitelikleriydi. Hangi iş olursa olsun hedefini belirleyip ehline verdi ve takipçisi oldu. Veysel Eroğlu bunun en güzel örneği. İski yi adam eden, İstanbul’un su sorununu çözen ve bugün gelecek yüzyılda Türkiye’nin susuzluk çekmemesi için canla başla projeler hazırlayıp hayata geçiren bir adam. Niyet halis ve amaç hizmet olunca her şey müspet gelişiyor.

Bu güzel şehri yönetecek yeni bir başkan seçilecek. Karanlık ve şaibeli bir seçim yapıldı ve sadece İstanbul Büyük Şehir Belediyesi yeni başkanını 23 Haziranda İstanbullular tekrar oylayacak.

Aylardır her zaman yapıldığı üzere kirli bir propaganda dönemi yaşıyoruz. Yalan ve iftiralarla oy avcılığı yapılıyor. Sosyal medya asılsız veya abartılı içeriklerle dolu. Ben bunların hiç birini umursamıyorum. Nihayetinde herkes gidip oyunu kullanacak ve çoğunluk ne dediyse o yeni başkan olacak.

Adaylardan Binali Yıldırım’ın gemi mühendisi olduğunu biliyorum. Vefalı ve hizmet adamı olduğunu ortaya koyduğu performans ve hayata geçirdiği projelerden tanıyorum. Herkes mal varlığından ve gemilerinden vurmaya çalışıyor. Adam gemi mühendisi, en iyi bildiği işi yapıyor. Kendisine nerede görev veriliyorsa hayır demiyor. Bu onu köle değil tam tersine egosuz ve haysiyetli, erdemli biri yapar. Amaç hizmetse ne ve nerede olduğu fark etmiyor. Bunu herkes anlayamaz.

Diğer aday Ekrem İmamoğlu sanırım işletme mezunu. Zengin bir aileden geliyor. İnşaat işlerinde uğraştıktan sonra 2009 da CHP den Beylikdüzü Belediye Başkanı seçilmiş. Trabzonspor kulübünde yöneticilik yapmış. Şu an ise İBB Başkanlığına aday. Sadece TV den ve sosyal medyada kendisi ve kendisine yakın kişilerin hesaplarından takip ettiğim kadarı ile samimiyetimle söylüyorum beni korkutuyor. Ben yıllarca Şişli’de Mustafa Sarıgül’e oy verdim. Neden? Çünkü adam sabah namazında kalkıyor, akşama kadar halkın içinde. Nerede bir sorun var yerinde gözlemliyor, dinliyor ve çözüm üretiyor.

Açıkça söylemem gerekirse bir konuda şaşkınım ve nedenini de sanırım biliyorum. Ben CHP’nin gerek genel başkan, gerek C. Başkanı ve gerekse İstanbul İBB Başkanlığı için neden nitelikli bir aday çıkaramadığını uzun zaman anlayamamıştım. Öyle ya, hiç mi adam yok bu memlekette de, nerede ağzı bozuk, vizyonsuz, kalben ve vicdanen halkından kopuk, birikimsiz, ileri görüşsüz, sabırsız, tahammülsüz ve en önemlisi hedefsiz kişileri getirip aday yapıyorlar.

Reklam danışmanlarının çabasıyla insancıl, barışçıl, güler yüzlü, sempatik olmaya çalışsalar da, damarlarına basıldığında zıvanadan çıkabiliyorlar. Dediğim gibi adayların kişisel özellikleri her ne kadar önemliyse de asıl soruya cevap aramak gerek. Türkiye’de hiç mi şehir planlamacısı, bürokrat, akademisyen yok ta bu adaya mecbur kaldılar? Elbette CHP ye gönül verenler içinde nitelikli insanlar çoktur ama fırsat verilmediği gibi kafalarını kaldırmalarına ve görev almalarına asla müsaade edilmiyor.

İşin özü şudur: CHP gerek zihniyet ve gerekse yönetim kadroları ile Türk Milletinin inanç ve geleneklerinin dışında örgütlenmiş, fikren ve ruhen artık bu milletin aslını temsil etmeyen bir parti durumundadır. Dolayısı ile ortaya koyduğu adaylarda o nispette oluyor. Bu parti Türkiye’de tekrar egemen olmak isteyen karanlık ve dışa bağlı güçlerin çekim alanında bulunuyor. Talimatla yönetildiği açıkça bellidir. CHP li biri kalben olaylara tarafsız bakmayı denese bu gerçeği tüm çıplaklığı ile görecektir.

Şunu itiraf etmeliyim ki; özellikle açılım döneminde AKP ve Erdoğan’ın politikaları nedeniyle nefret etmekteydim. Aklımda yığınla soru işareti, gözümün önünde cereyan eden ve yüzlerce vatan evladının aptalca politikalarla şehadeti beni delirtiyordu. Asla peşin hükümlü olmadım, yapılan algılara güvenmedim ve araştırdım, inceledim, dinledim. Sadece ülkemde olanları değil dışarıda yürütülen siyaseti ve gelişmeleri takip ettim. Bir şeylerin ters gittiğini, aslında görünenle yaşananın çok farklı olduğunu fark ettim. Olaylara tamamen vicdanım ve aklımla baktığımda her şeyi daha net görebildim.

Dünyanın emperyalist güçleri, Türkiye’nin geçmişini karartmayı ve geleceğini törpülemeyi amaçlamışlar, bunu da içimizde farklı yöntemlerle elde ettikleri veya zaten onlardan olan azınlıkların eliyle başarmışlardı. Bu azınlıklar sadece etnik olanlar değil damarlarında aynı kanı taşıdığımız, aynı kıbleye tekbir getirdiğimiz kişilerdi. Maalesef.

Öyle algı yapmışlar, öylesine kararsız ve bilgisiz kitleleri etki altına almışlardı ki; insanların yüreklerinde artık sadece nefret kalmıştı. Recep Tayyip Erdoğan’dan nefret ettikleri kadar Öcalan’dan nefret etmiyorlardı. Tek gayeye odaklanmışlardı:” Erdoğan gitsin de memlekete ne olursa olsun” veya “Erdoğan gitsin de memleketi nasılsa birileri idare eder” gibi sözlerle gözleri bundan başka şey görmemeye başladı.

Aslında hedef, Erdoğan’ın ardından yürüyen iman ordusuydu. Yeniden şekillenen, vücut bulan, özüne ve haysiyetine kavuşan bir devletin, bir milletin yeniden ayağa kalkmaya başlamasıydı. Toplum bilinçli olarak din ve din adamlarına karşı yürütülen saldırıyla İslam kötülenmeye çalışıldı. Alnı secdeye gitmeyen insanlar, sosyal medyada din üzerine ahkam kesmeye başladı. Zaten 1950 yılına kadar Kur-an’ın yasaklandığı, din alimlerinin hiçbir geçerli neden olmaksızın idam edildiği bir ülkede, İslam adına oluşan boşluk, din tüccarlarının ve Emperyalistlerin işine yaradı ve bu boşluğu onlar doldurdular. İnsanların dini öcü gibi görmelerinin ana sebebi tamamen budur. Zaten bütün bunlar bilinçli olarak yapılmış, İslamı yeryüzünden silmeyi amaç edinen haçlı zihniyetinin nihai hedefiydi.

Bugün İstanbul İBB Başkanlık seçimi, haçlının öncü hamlesidir. Türk Milletinin ferasetinin denenmesi provasıdır. Başarılı olurlarsa artık sadece iktidarı ele geçirme senaryosunu devreye sokacaklar. Bunu anlamak o kadar da zor değil.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

İlginizi çekebilir

İşsiz üniversiteli ordusu

Türkiye’de toplam 206 üniversite var 129 u devlete, kalanı vakıflara ait. Sadece 17 yılda …