Anasayfa Anı Karavandaki Kur-an’ı Kerim

Karavandaki Kur-an’ı Kerim

İnsanların yıllar geçse de bir türlü hafızasından silemediği hatıraları vardır. İşte bunlardan bir tanesini de 1990 ların başında yaşadım. Hatay İskenderun’dayım. O dönem bekarım ve merkezi sayılacak mevkide, Çay mahallesinde benim gibi üç bekar arkadaşla oldukça geniş bir evde kalıyorum. Sabah kalkıp giyinip işe gittim. On dakikalık bir yürüme mesafesindeki Şehit Haydar Karakolundayım. Otogar karşısında, tek katlı müstakil bir bina. Yakın geçmişte uğradığı terör saldırısında hayatını kaybeden bir şehidimizin adını taşıyor.

Karakola yaklaştığımda hemen yanında yanık vaziyette bir araç fark ettim, adımlarımı sıklaştırdım. Bu bir karavandı. Önce karakola girip gececi arkadaştan nöbeti devraldım. Tabi ilk sorduğum dışarıdaki karavandı.

Karavan Arabistan uyruklu bir turiste aitti. Dün gece geç vakitte İskenderun merkezde bulunan bulvar üzerinde ilerlerken bir anda yanmaya başlamış. Anne baba ile sekiz ve on yaşlarında iki kız çocuğu olmak üzere dört kişi varmış. Cadde üzerinde hemen durmuşlar, anne ve baba kendilerini dışarı atmışlar fakat kızlar içeride kalmış. Alevler bir anda tüm aracı sarmış. Çevreden görenler itfaiyeye haber vermişler. Kızların alevler içinde çığlıkları o karanlık gecede yankılanmış.

Baba önce yan ve arka camları kırmaya çalışmış, başaramayınca anne tereddüt etmeden alevlerin içine girerek çocukları dışarı çıkarmış. Özellikle çocuklarda ciddi yanıklar oluşmuş. Kısa sürede olsa duman solumuşlar. Uzatmayayım çocuklar ve anne ilk olarak İskenderun Devlet Hastanesine, oradan da Adana Balcalı Araştırma Hastanesine sevk edilmişler. İtfaiye gelip yangına müdahale etmiş ve sonrada sorumluluk bölgesi olduğundan karavanı karakolun yanına çekmişler.

Karakoldaki rutin işlerden sonra karavanın yanına gelip içine girdim. Kesif koku hala tazeydi. İçinde dolaşırken adeta o yavrucakların çığlıklarını duydum. Yataklar, masa, dolaplar, raflar, kısaca neredeyse içerisi kömürleşmişti. İtfaiyenin tazyikli su sıkması her yeri dağıtmıştı. Yan çekmeceli dolaplardaki onlarca konserve, salça kutusu, yanık sigara paketleri, poşeti erimiş makarnalar yerlere saçılmıştı. En arkadaki duş-tuvaletten ön şoför mahalline kadar her yer simsiyahtı.

Üzülmemek mümkün değildi. Elimizden dua etmekten başka bir şey gelmiyordu. Birkaç gün içinde mahallenin çocuklarıyla epey uğraştık. Kafamızı çevirip kendi işimizle her meşgul olduğumuzda karavana girip bir şeyler aşırdılar. Konserveleri alıp kaçıyorlardı. Peşlerinden yememelerini, sıcaktan etkilenmiş olduklarını söylesek de dinletemedik. Başında da bekleyemediğimiz den o birkaç gün içinde sağlam kalabilmiş ne varsa çaldılar.

Birkaç gün sonra aracın sahibi baba geldi. Otuz beş yaşlarındaydı. Yüzünde kahır vardı. Saçlarının bir kısmı yanmıştı. Sağ elinde sargı vardı. Öğrendik ki çocuklardan biri hayatını kaybetmiş, diğer çocuk ve annenin tedavi süreci devam ediyormuş. Adam hemen karavana yöneldi. Karakol amiri ve bizlerde onu takip ettik. Adam şoför koltuğunun yanında durup eğildi ve pedalların olduğu yere elini sokup bir ufak çanta çıkardı. İçini açtı, ağzına kadar dolar doluydu. Çantayı yanına aldı. Derin bir “oh” çektim ve şükrettim; zira çocuklar bulup alsaydı kabak bizim başımıza patlayacaktı, hesabını veremezdik.

Çat pat Türkçe konuşmaya çalışırken yangının tüp kaçağından çıktığını anlattı. Ara bölmeye geçip tamamen kömürleşen dolap çekmecelerini kontrol etti. Yüzünde gerçekten tarif edilemez ızdırap vardı.  Bazen duruyor sanki gözünün önüne bir şeyler getiriyor, sonra göz kapaklarını kapatıyordu. Dikkatle onu izliyorduk. Bir çekmeceyi çekti, ahşap kısmı tamamen simsiyah kömürdü. Çekmecenin tutma yeri kapakla birlikte parçalanıp yere düştü. Çekmece yarım çekilmişti. İçinde bir şey vardı. Yaklaştık. Adam tutup çıkardı. Bu bir Kur-an’ı Kerim’di. Öylece bakakalmıştık. Adam eliyle üzerindeki kömürleşen parçaları süpürdü, sapasağlamdı. Göğsüne bastırdı. Gözleri boşaldı.

Dışarı çıkıp misafir ettik. Tekrar Adana’ya gideceğini söyleyerek müsaade istedi. Kalkmadan karakol amiri elindeki Kur-an’ı kendisine vermesi için ricada bulundu. O da kırmadı ve verdi. Yürüyüp gitti. Omuzları düşmüş, bitik bir haldeydi. Daha sonda diğer kızını da kaybettiklerini öğrendik ve çok geçmeden karavanı bir kamyona yükleyip götürdüler. Ben uzun süre adamın o ızdıraplı halini ve o tamamen kömürleşen çekmeceden en ufak zarar görmeden çıkan Kur-an’ı Kerim’i unutamadım.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

İlginizi çekebilir

Köftenin sırrı

Oldum olası kuru köfteye bayılırım. Bugüne değin altmışa yakın vilayetimizi gezdim; ilk so…