Anasayfa Öykü Kayıp çocuklar

Kayıp çocuklar

Kasabaya oldukça uzak, ormanın kenarında, yüksek bir dağın eteğinde, yeşillikler içerisindeki şirin küçük bir köyde, akranlarından oldukça farklı, Ali adında bir çocuk yaşardı. Farklı diyorum zira bu çocuğun kulakları epey büyüktü. Dişleri kocamandı ve  bir ayağı da diğerinden kısa olduğundan aksayarak yürürdü. Arkadaşları arasında alay konusu olur buna çok üzülür, okulda ve mahallede onu oyunlarına almazlar, sürekli alay ederlerdi.

Anne ve babası da üzülür, ne kadar çaba sarf etseler de kırılan kalbini yumuşatamaz, geceleri sessiz ağlamalarına mani olamazlardı. Okulda öğretmenlerle ve kendisi ile alay eden çocukların aileleri ile konuşmayı deneseler de bir netice alamamışlardı.

Başka kardeşi olmadığından evde sürekli kitap okuyup derslerine çalışır, diğer zamanlarda çok sevdiği ve Kont adını verdiği akıllı köpeği ile vakit geçirirdi. Olanlara çok üzülüp ağlasa da kimseye kin duymaz, anne ve babasının da dediği gibi Allah’ın onu böyle yarattığını, öyle uygun gördüğünü kabullenir, sağlıklı olduğunu düşünüp şükrederdi. Ağlaması ise onlara herhangi bir kötülük yapmamasına karşın sürekli dışlanması, oyunlara alınmamasıydı.

Bütün derslerinden en yüksek puanı alır, öğretmenlerinin önerdiği  kütüphanedeki bütün kitapları büyük bir heyecanla okuyup bitirirdi. Öğretmenleri onu gerçekten çok sever, ona özel bir ihtimam gösterirlerdi.

Teneffüslerde pencerenin kenarına oturur, bahçede neşe ile oynamakta olan arkadaşlarını izler, kendisini çağırmalarını özlemle beklerdi. Mahallede de durum aynıydı. Komşuları kendi çocuklarını Ali’yi çağırmaları konusunda ısrarcı olsalar da, onlar pek oralı olmaz, bazen mecburen çağırsalar da, onu ebe yaparlar, her fırsatta itip kakar, dalga geçerlerdi.

İlkbahar tüm güzelliği ile her yeri kuşattı. Çiçekler açmaya, ağaçlar tomurcuk vermeye başladı. Ali, hafta sonu erkenden kalkarak, doğruca bahçedeki kümese gitti. Taze yumurtaları alıp, tavuklarına teşekkür ederek kahvaltı için annesine götürdü. Kahvaltı hazır olana kadar kont ile bahçede oynamaya başladı.

Oynarken yoldan geçen iki kadının heyecanla bir şeyler konuştuğunu fark etti. Duvara doğru yaklaşıp kulak verdi. Kadınlardan biri:

-Vah vah..Bütün gece aramışlar, bulamamışlar..

Diğer kadın:

-İnşallah tez zamanda bulurlar..

Diyerek uzaklaşmışlardı. Konuşmalara bir anlam veremeyen Ali, annesinin çağırması ile eve yöneldi.

Babası da kalkıp sofraya oturunca yemeğe başladı. Keyifle kahvaltılarını yerken caminin minaresindeki hoparlörden bir anons yapıldı:

-Köy ahalisinin dikkatine, köyümüz sakinlerinden bakkal Yahya’nın oğlu İbrahim ile muhtar Abbas’ın torunu Eren, dün akşamdan beri kayıplar. Görüp yerini bilenlerin insaniyet namına haber vermelerini ayrıca civarda yapılacak aramada jandarmaya destek olmak için tüm yetişkin, eli ayağı tutan erkekleri meydana bekliyoruz.

Öylece dona kalmışlar. İbrahim ve Eren okulda aynı sınıfta beraber okuduğu, kendisiyle en çok alay eden çocukların başında geliyordu. Kahvaltıyı hemen bitirdiler. Babası:

-Hay Allah neden haberimiz olmadı, keşke akşamdan aramaya başlasaydık

Diye söylenerek, meydana gitmek üzere evden ayrıldı. Annesi de peşinden üzgün vaziyette:

-Çok üzüldüm, inşallah bulurlar.

Dedi.

Ali, ne kadar kızsa da içini bir hüzün ve korku kaplamıştı. Sofradan kalkarak bahçeye çıktı. Kont ne kadar oyun oynamak için etrafında çırpınsa da, dikkati başka yerdeydi. Anonsa göre akşamdan beri kayıplardı. Yan bahçede kalasların üzerine oturup düşüncelere daldı. İbrahim’in el yazı defterine bilerek mürekkep dökmesini, çantasına tekme atarak yere yuvarladığını, evden getirdiği kumanyasına tükürmesini, Top oynayan Eren’in kenarda onları izlerken kasten topu suratına vurmasını, kendisini taklit ederek herkesi güldürmeye çalışmasını, sınıf tahtasına koca kulaklı, iri burunlu, koca dişli resimler çizerek nasıl da alay ettiğini gözyaşlarıyla hatırladı. Halbuki onlara hiç kötülük yapmamıştı. Belki sevinmesi gerekiyordu ama içinden mutlu olmak gelmiyor, daha çok, onları merakla bekleyen ailelerinin duydukları ızdırabı ve korkunun büyüklüğünü düşünüyordu.

Okulda ve mahallede onlarla geçen neredeyse tamamı kötü anılar adeta gözünün önünden geçiyordu. Çok yaramazlardı, laf dinlemezlerdi ve öğretmenleri bıktıracak kadar tembeldiler. Ailelerinin maddi durumu belki de köyde en iyi olanlardı. Kocaman evleri, traktörleri, binek arabaları ve uçsuz bucaksız bağ, bahçeleri, tarlaları vardı. Buna rağmen doyumsuzlardı, başkalarının herhangi yeni bir şeye sahip olmalarına katlanamazlardı. Çok şımarık büyümüşlerdi. “onların suçu değil” diye aklından geçirirdi Ali.

En son iki gün önde ikisini bir arada, eski su değirmeninin yanında görmüştü. Her hafta Perşembe günü köye bir kamyonet gelirdi. Hep bu köyün meydanına yakın değirmenin yanına park eder, kamyonetin yan kapaklarını çıkarıp mutfak eşyası, oyuncak filan satardı. İşte bu kamyonetin yanında pazarcının yanında görmüştü. O gün cebinde bir miktar para vardı, onunla Kont’a yeni bir plastik yemek kabı almak istiyordu. Kamyonetin yanına geldiğinde İbrahim ve Eren’i görünce duraklamış, onlara görünmeden gitmelerini beklemişti. Onları bu şekilde düşünürken birden aralarında geçen konuşmaları hatırladı. Zor duymuştu ve tam anlamamıştı ama galiba pazarcı onlara:

-Görünce bayılacaksınız, mutlaka gelmelisiniz. Yeşil caminin yanında iki katlı büyük basamaklı merdiveni olan evin kapısını çalın ve benim gönderdiğimi söyleyin.

Başka bir şeyler daha demişti ama ne kadar kendisini zorlasa da anımsayamadı. Heyecanlandı. Hemen annesine koştu olanları anlattı. Doğruca babasına giderek ona da anlatmasını istedi.

Kont ile koşarak meydana gitti. Ortalıkta kimseler yoktu, köylü aramaya çıkmıştı. Yolun kenarına park etmiş olan jandarma arabasını görünce hemen yanına gitti ve arabada oturmakta olan nöbetçiye durumu izah etti. Nöbetçi asker telsizle durumu o esnada aramayı yöneten karakol komutanına iletti. Karşıdan “tamam” diye bir ses duyuldu. Ali öylece dikilmiş beklemekteydi. Kont,  kendine bir eğlence bulmuş, küçük bir kedi yavrusuyla oynaşıyordu.

Yarım saat geçmeden jandarma arabası başta, peşinde de birkaç araba ve minibüs çıkageldiler. Karakol komutanı soru yağmuruna tutup hırpaladıkları Ali’yi kendi arabasına götürüp kapıları kapattı ve askerlere herkesi uzak tutmalarını emretti.

Ali tüm bildiklerini anlattı. Komutan pazarcıyı hemen tanıdı. Arabadaki telsizle ilçe karakolunu arayarak adresi verdi. Sonra arabadan inerek çocukların yakınlarına durumu anlattı. Korkmuştu, iyi bir şey yaptığını biliyordu ama yanılmaktan çekiniyordu. Burada aramayı durdurmuşlardı. Kasabada bulamazlarsa ona çok kızacaklardı. Herkesin gözü onun üzerindeydi bir garip bakıyorlardı. Babası yanına geldi arabadan indirdi. Biraz uzaklaştılar, köylünün yanlarına gelmesine asker izin vermiyordu. Kaldırıma oturdular. Babası saçlarını okşadı. Bulunmaları için dua ediyordu.

Uzunca geçen bekleyişte komutan her ihtimale karşı askerin bir kısmını yine köylülerle köy dışına aramaya gönderdi. Çocukların aileleri köyde kalmıştı. Zaman geçmek bilmiyordu. Sinirler gergindi. Öğle olmak üzereydi. Jandarma arabasının telsizinden yüksek sesle konuşmalar geliyordu. Komutan:

-Dinliyorum” dedi.

Aynı cızırtılı ses:

-Adını verdiğiniz iki çocuk bahse konu adreste bulundu, sağlık durumları iyi..

Dedi ve bir anda herkes birbirine baktı. Yüzlerdeki gerginlik bir anda mutluluğa dönüştü, sarılmalar, kucaklaşmalar oldu. Komutan yolladığı gruba çağrı yaparak geri gelmelerini istedi. Ali de bu habere çok sevinmişti. Babası ona sıkıca sarıldı.

Çocukların babaları yaklaştılar ve kaldırımda oturan Ali’ye minnetle bakarak teşekkür ettiler. Saçlarını okşayıp babasının ellerini sıktılar. Evlere haber verip annelerinin de çileli bekleyişlerine son verdiler.

Akşama doğru İbrahim ve Eren köye getirildiler. Jandarma Ali’nin yazılı ifadesini aldı. Babasıyla eve döndüler. Ali’nin kafasında hep bir soru vardı. Pazarlamacı onları neden o eve yollamıştı. O ev neresiydi ve o evde ne vardı? Bunu anne ve babası da merak ediyordu. Elbette en kısa sürede öğreneceklerdi.

Yatağa uzandığında içinde farklı bir huzur vardı. Televizyonda haberlerde hep kaybolan ve cesedi bulunan çocuklardan bahsediliyordu. Onların da başına öyle bir şey gelmesinden çok korkmuştu. O evde ne vardı? Bu soruları düşünürken uykuya daldı.

Gürültüye, bağrışmalara uyandı. Dışarıdan kendisini çağırıyorlardı. Odanın kapısı açıldı, annesi tebessümle:

-Gel bak dışarıda kimler var?

Dedi.

Çabucak giyinip, yüzünü yıkadı ve kurulanıp dışarı çıktı. Neredeyse bütün köylü, kadını erkeği ve çocuğuyla bahçede toplanmışlardı. İbrahim ve Eren, anne ve babalarıyla en öndeydiler. Duygusal bir an yaşanmaktaydı. Yıllarca kendisine alaycı ve nefretle bakan gözlerde şimdi sevgi, saygı ve minnet vardı. Ali’ye sarılıp teşekkür ettiler. Anne ve babasına iltifatta bulundular. Ali karışık duygular içindeydi. Önce nasıl davranacağını bilemedi. Gördüğü samimi yakınlığa önce tereddütle yaklaştıysa da rahatladıkça, aynı şekilde mukabele etti.

O gün çok güzel geçti. İçinde hapis kalan aşağılanmış ve hor görülmüş duyguları söküp atması gerekiyordu. Farkında olmadan aslında buna sebep olanlara muhteşem bir ders vermişti. Bundan sonra her şeyin daha iyiye gideceğini umuyordu. Herkes dağıldığında babası konuyu tam olarak öğrenemediğini ama yetişemeseler çocuklara ciddi zarar vereceklerini söyledi.

Bir hafta geçmeden soruşturma genişledi ve detaylar ortaya çıkıp mahkeme sürecine geçildi. İbrahim ve Eren organ mafyası tarafından alıkonulmuştu. Konunun evveliyatı daha eskiye dayanıyordu. Yarıyıl tatiline girmeden okulda sağlık taraması yapıldığında buradaki çocuklardan kan örnekleri alınmış. Bu örnekler çalınıp ildeki yasal olmayan laboratuvara gönderilmiş. Orada mafyaya çalışan sağlıkçılardan talebe uyan örnekler ayrılmış. Tüm il, ilçe ve köylerde yapılan taramada, organ uyumu olan yedi çocuk belirlenmiş. Hepsi de benzer yöntemlerle önce kasabadaki eve oradan da cerrahi operasyonun yapılacağı, şehir dışında bir dağ evinde özel olarak hazırlanan, ev görünümlü mini cerrahi merkezine götürüleceklermiş. Ali’nin erken davranması sadece İbrahim ve Eren’in değil bu beş çocuğun ve daha sonra kaçırılacak olanların hayatlarını kurtarmış.

Jandarma yaptığı ve başka illere de uzanan kapsamlı operasyonlarla uzun zamandır peşlerinde oldukları büyük bir çeteyi çökertti. Pazarcı başta olmak üzere laborantlar, hemşireler, doktorluktan atılma ve daha birçok insan yakalanarak cezaevlerine konuldu. Ülke günlerce bu haberlerle yankılandı. Ali artık bir kahramandı ve onu üzenler ise bir şeyi yaşayarak, artık çok iyi anlamışlardı.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

İlginizi çekebilir

Güzel ve çirkin

İnsanların olumlu, normal ve güzel olandan çok, çirkin, anormal ve olumsuz haber ve içerik…