Anasayfa Öykü Koltuk belası

Koltuk belası

Hani bir belediye otobüsüne, metro veya metrobüse yetişir, zor bela bir koltuğa kendinizi atarsınız ya; çoğu zamanda ters oturmuşsunuzdur, caddeler, binalar, insanlar geri akar, bir hoş olursunuz, başınız döner, mideniz bulanır, sıkıntı ile sağa sola başka bir yer var mı diye bakarsınız. Özellikle her durakta yolcu inip bindikçe, daha düzgün bir yer kapmanın gereksiz heyecanını taşırsınız, strese girersiniz.Sıcak yaz günü ise ter ve ucuz parfüm kokar içerisi, açık pencereler onlarca insanın salgılarını harmanlar bir güzel.

Başınızı en yakın cama çevirir, derin soluklar alırsınız, cama uzakta iseniz, yerinizi kaybetme pahasına oksijene koşmak istersiniz. Kış aylarında daha bir derttir yolculuk, şemsiyelere bir türlü yer bulunamaz, havalandırma neredeyse yoktur; ağır parfüm kokularına ıslak beden kokuları karışır.

Yolcu bindikçe arada, yoğunlaşmalar artar, şöyle pala bıyıklı, göbekli biriyle yapıştıysanız çok zorunuza gider de; badem gözlü, güzel mi güzel, çıtır çıtır bir hatuna düşerseniz, ülkeniz diğer tarafına kadar gitmeye razısınızdır. Kızcağız zor bela durağına gelip inene kadar, dur-kalklar içinizi bir hoş eder. Hiç yüz vermese de aşağı indiğinde başınızı boşluklara uzatıp’’dönüp bakacak mı?’’ diye boşa ümit edersiniz. Yine de bozuntuya vermeyip  ‘’zaten tipim değildi ‘’der, vücudunuza yaslanacak başkası var mı diye etrafı kolaçan edersiniz.

Dedim ya zor bela oturmuş iseniz bir yere, kimseye kibarlık etmezsiniz. Yaşlısı, hastası, hamilesi, çocuklusu gelir yanı başınıza dikilir, umursamazsınız bile. Hemen esneme numarasına geçer, başınızı cam kenarında iseniz cama, değilseniz öne düşürür, uyuklama pozisyonuna geçersiniz. Ara sıra şöyle göz ucu ile durağınızı geçmemek için dışarı bakarsınız. Oldu ya birden yanı başınız da az önce dikilenlere ait olmayan ayak ve üzerini gördünüz; yere doğru bakarken başınızı hemen kaldırmazsınız, biraz daha merak etmeniz gerekmektedir. Artık sabrınız kalmadığında, önce ters tarafa doğru başınızı kaldırır, yavaşça ayakların sahibine doğru bakarsınız. O ne? Bu buruşuk yaşlı kadın mı merak ettiğiniz, hemen uykuya devam edersiniz.

Bir müddet sonra, dizinize bir dokunuşla tekrar uyuklamalı bakışlarla bu dokunuşun sahibine umutsuzca bakarsınız. Oda ne? Otobüste olması muhtemel en güzel hanım yanı başınız da dikiliyor ve çok manalı gözlerle size bakmaktadır. O bakışlar ateşler sizi; unutulmaya yüz tutmuş gelenek ve görenekler gelir aklınıza, ona yer vermekle hayatınız da yeni bir dönemin başlayacağına inandırırsınız kendinizi. Onunla göz göze gelmeden kalkmazsınız yerinizden; sadece onun için kalktığınızı bilmelidir. Önce çapkınca bir gülümseme ile ‘’ Bak, inan sırf senin için kalkıyorum, başkasına ölsem vermezdim’’ mesajını iletirsiniz.

O rahat yeri bırakmaz pek işinize gelmez aslında zira epey yol vardır varacağınız yere fakat çok hassas olan vicdanınıza kulak vermişsinizdir havası ile dikilirsiniz yanına. Yüzünde aynı gülümseme; o an bir şeyler beklemek en doğal hakkınızdır aslında. Önce içten bir teşekkür, ardından centilmenliğiniz ve yakışıklılığınız ile başı dönen ‘’ Daha önce neden size rastlamadım ki ‘’ der gibi bir davet beklersiniz, zaten buna da mecburdur.  Ona yerinizi verdiniz ya? Tersti mersti ama yerdi..

Bayan, dudaklarına hafif bir kıvrım vererek teşekkür edip oturabilir ve az önce düşündüklerinizi yaparsa, olayın Türk filminden farkı kalmayacaktır. Konunun başka şıkları da var tabii. En kötüsü, siz yer verdiğiniz hanım geçip otursun diye ayağa kalktığınız da alık alık beklerken, uyanığın biri çıkıp gerisini koltuğa lop diye atıverir, başı ve diğer organları daha sonra yerleşir.

En kötüsü bu desek de, sohbeti ayakta devam ettirme şansı olduğundan, önceleri zorunuza gitse de çabuk havaya girer, dişlerinizi göstere göstere ‘’Şu an sizin için ayaktayım, gönlüm ayakta olmanıza asla razı olmadı, siz orada öylece dikilirken ben nasıl oturabilirim, mümkün mü bu? ‘’  dersiniz mimiklerinizle. Bayanın yerinize oturduğunu kabul edelim.

Ağız ucu ile teşekkür eder, bir oturur, inene kadar başını çevirmez sizden yana, ne varsa dışarı da? Pişmanlık yakmaya başlar içinizi, sonra dişleriniz geçer birbirine; halbuki ne hayaller kurmuşsunuzdur, yine de Allah tan teşekkür etmiştir, ya etmeseydi, ölürdünüz kahrınızdan. En kötüsü de yanı başınız da size garip ve öfkeli bakan insanları fark edersiniz. Göz göze gelirsiniz hepsi ile. Özellikle yaşlı amca ve teyzelerin yüzünde hep aynı kızgın ve alaycı ifade vardır. ‘Al işte enayiliğine doyma emi ‘’ Der gibidirler, hayır resmen derler.

Dakikalar geçtikçe o bölgeden uzaklaşma arzusu belirir içinizde.  Küçük adımlarla kapıya doğru sokulursunuz. İnecekmiş veya ineceğiniz durağa yaklaşmış gibi. Halbuki daha çok vardır durağınıza. O sıkıcı ortamdan uzaklaştıkça rahatlarsınız biraz, tek tek süzersiniz bu taraftaki insanları, son derece masum tavırlar içindesinizdir, durağınıza gelip kapıya yöneldiğinizde yere bakarak inersiniz otobüsten.

Yere ayak basar basmaz kaldırım kalabalığının içine atarsınız kendinizi, ardınız da sizi gözleyen, takip eden bir yaşlı çift göz bırakmış gibi ürperirsiniz. Yine de cesaret edip dönüp bakamazsınız otobüse, sadece kulaklarınız işitir körüklü kapıların kapanıp hareket ettiğini, otobüsün sizden uzaklaşmaya başladığından emin olunca başınızı dik tutarak yönelirsiniz artık, yeni maceralara.

 

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

İlginizi çekebilir

Güzel ve çirkin

İnsanların olumlu, normal ve güzel olandan çok, çirkin, anormal ve olumsuz haber ve içerik…