Körlük

Maksatlı, planlı yanlış teşhislerle olmayan bir hastalık ortaya konularak ve akabinde verilen ilaçlarla rahatsızlığının giderileceğine inandırılan bir insan, en basit anlamda ruhen bir ikna ve inanmışlık duyguları içerisinde sağlıklı olmayı beklerken, bir felakete doğru yuvarlanmakta olduğunu fark edemeyebilir. Vücudunda oluşan, sağlıklı bir bedende olmaması gereken belirtilere rağmen bu ilaçları kullanmaya devam etmesi, bunu yaparken ilacı verenlerin sürekli ikna gayretleri, kişide basiret körlüğü oluşturur.

Ne zaman ki devreye şuur ve kıyaslamalı mantık yürütme girer; işte o vakit kişi yanlış ilacı almayı ret eder ve içine nüfus eden zehri kusmaya başlar. Kendine gelmesi vakit alsa da; artık her şeyin farkındadır.

Bu benzetmeden yola çıkarsak; milletimize reva görülen bu hastalık, “kim olduğunun unutturulması”, verilen ilaçlar ise “ne olması gerektiği” dayatmasıdır. Ruhunda boşaltılan kimlik, kişilik ve inancın yerine; genlerine, kültürüne, itikat ve yaşam gayesiyle tamamen ters; fakat öylesine harika paketlenmiş, yaldızlı yeni bir kimlik, özünden uzak bir kişilik ve şüphe ve inkâra kadar giden bir inanç verirler ki, bir zaman sonra toplumda bu hastalığa inandırılmış olanlar ile onu elinin tersi ile itmiş kesimler arasında ölümcül uçurumlar meydana gelir.

Milletimizin bugün yaşadığı bu denli uyumsuzluk, kargaşa, sevgisizlik, hoşgörüsüzlük ve hepsinden önemlisi “kendisi” olamamasının temelinde bu vardır.

İşte; Türk Milleti, yıllarca şifa niyetiyle içirilen zehrin kendisinde yarattığı tahribatın farkına varmak, midesindeki pisliği kusmak ve damarlarında dolaşan cerahati hacamatla da olsa dışarı atmak zorundadır

Buna mecburdur.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

İlginizi çekebilir

Toplum düzelmedikçe Devlet düzelmez

Devlet, hem tarihini, hem bugününü, hem de geleceğini korumak ve kollamak durumundadır. Ma…