Anasayfa Gittiğim Yerler Milli Parklar ne kadar Milli?

Milli Parklar ne kadar Milli?

Bir ayağımız İzmit’te olunca ayda en az birkaç kez gitmek kaçınılmaz oluyor. Uzunca zamandır çok methedilen Yuvacık tarafına hiç gidememiştik. Aile dostumuz, aynı zamanda kayın pederimin iyi arkadaşı olan Ahmet ağabey ve eşi mihmandarlık edip bacanak ve baldızda olmak üzere üç araba yola çıktık.

E-5-Gölcük kavşağından Yalova istikametine döndükten az bir zaman sonra Yuvacık sapağından girerek devam ettik. Yaklaşık yirmi dakika sonra Yuvacık Barajına geldik. Öğle sonrası geldiğimizden baraj çevresi neredeyse her yer kapılmış, boş bir park alanı dahi kalmamıştı.

Mihmandarımız yakın bir yerde çok güzel bir yer olduğunu söyleyerek takip etmemizi tavsiye edince merakla onay verip takibe devam ettik. Epey bir tırmanıştan sonra “Beş Kayalar Milli Parkına” vardık. Park girişinde uyduruk bir tabela ve giriş ücretlerini belirten eski bir tablo vardı. Ancak tek arabanın geçebileceği dar ve toprak yoldan inişe geçtik.

Camlar kapalı, zira önde giden aracın kaldırdığı tozdan yolu göremez olduk. O kadar yoğun ağaç vardı ki farları yakmak zorunda kaldım. Gökyüzü tamamen kapalıydı. On dakika da bu şekilde devam edip meydan bir yerde ahşap inşa edilmiş “Soğuk pınar” diye adlandırılmış bir sosyal alanın önünde durup park ettik.

 

Amacımız mangal yakmaktı. Çift masaya eşyaları boşaltıp biraz soluklanıp dinlendik. Karpuzu dağdan gelen ve küçük bir havuzda biriken buz gibi suya bıraktık. Kayın pederim Adnan Bozkurt uzman olduğu üzere mangalın başına, hanımlar masayı donatmaya, ben Ahmet Ağabey ve kızım Melike’de aşağıya inen patika yola doğru yürümeye koyulduk.

Park alanındaki sosyal tesisler ihale edilmiş ve Karadenizli bir aile tarafından işletilmekteydi. Adının Ziya olduğunu(sanırım öyleydi) öğrendiğim 75 yaşlarındaki işletme sahibinin bundan yıllar önce bu parkın ormanlık bölgesinde bir ayıyla karşılaştığını, kendisine saldıran ayıyı elindeki baltayla zor da ola hakladığını anlattılar. Tipik Karadeniz sevecenliğinde, esprili, güler yüzlü biriydi.

Kayalıklara doğru yaklaşık bir km kadar yürüdük. Sadece birkaç aile vardı. Seyyar masa ve sandalyelerinde oturup sessizliğin ve temiz havanın tadını çıkartıyorlardı. Aşağı inmek kolaydı ancak yukarı çıkarken biraz zorlandım. Yol kenarında çalıların arasında dağ çileklerini fark edip ulaşabildiğimiz yerlerden bir miktar topladık. Hatta eve dönünce kayın validem sağ olsun hemen reçelini yaptı bizde afiyetle yedik.

Tekrar yukarı geldiğimizde mangal hazırdı ve malzemeleri ateşin üzerine bıraktık. Mis kokular gelmeye başladığında aslında ne kadar da acıktığımızı hatırlayıverdik. Mangalın dışında sarmalar, kurabiyeler, salata, tatlı, karpuz ve son olarak da çay ve Türk kahvesi menünün demirbaşıydı.

Yemek yendi ardından tatlı sohbetle saatler birbirini kovaladı. Önce Baldızlar İstanbul’a döneceklerinden erken kalktılar ardından da biz toparlanıp yola koyulduk. Güzel bir gündü ve hoş vakit geçirdik. Gelelim günün kritiğine:

Öncelikle genel bir tutumumuz olması sebebi ile doğan zenginliklerimize sahip çıkmıyoruz. İhale edip kiralanan bu tarz yerleri denetimsiz ve kontrolsüz bırakıyoruz. Aslında ihale şartlarında ne var çok ta merak ettim. İşletmeler hizmetten ve kendilerine emanet edilen böylesi nadide yerlerin aslını koruyup güzelleştirmek yerine önceliğini ticari gelirine bakmaya verince ihmal kaçınılmaz oluyor.

Buraya gelmeden birkaç gün öncede ailece İstanbul Sarıyer’de dolaşırken Bahçeköy-Kemerburgaz yolu üzerindeki Fatih Sultan Mehmet Milli Parkı’na uğradık. Amacımız bir şeyler atıştırıp sakin bir gün geçirmekti. Ancak girişteki müracaat kulübesinde, buranın sadece düğün, nişan gibi etkinlikler dışında vatandaşa kapalı olduğunu söylemesi bizi hem şaşırttı hem de üzdü. Adına Milli Park diyeceksin ve birilerinin para kazanması için heder edeceksin. Yazık, hem de çok yazık.

Neyse Gelelim tekrar Beştepe Milli Parkına. Yolları çok kötü, biraz yağmur yağsa sanırım dört çeker aracınız yoksa iner fakat çıkamazsınız. Tabiat alanında hiçbir peyzaj çalışması yok. Doğal olması güzel ancak yol kenarları, ağaçların yoğun olduğu yerlere bir insan eli değse doğal güzellik daha da belirgin olurdu.

En önemli hatta en korkunç şey ise inişe göre sağ taraf yukarı doğru yaklaşık birkaç yüz metre kayalıklardan oluşuyor. Dikkatli bakınca dehşete düştüm. O zirveden bir araba büyüklüğünde kaya parçaları düşerek soldaki minik dere yatağına kadar gelmiş. Öyle ki yuvarlandığı yerdeki tüm ağaçlar kırılıp yere yatmış Yani kayanın izlediği yol son derece bariz. Ya burada insanlar varken üzerilerine düşse? Maazallah ezer geçer. Bunun önemsenmediğini ve bununla ilgili hiç bir adımın atılmadığını düşünüyorum.

Türkiye’de sanırım elliye yakın Milli Park var. Doğa Koruma ve Milli Parklar Genel Müdürlüğü tek sorumlu kurum diye biliyorum. Geleceğe aslı neyse o şekilde bırakacağımız bir doğa mirasımız olsun istiyorsak, sadece bu kurum değil bu ülkenin bir yurttaşı olarak herkesin bu duyguyla varlıklarımıza azami derecede sahip çıkmalıyız. Ayrıca adı milli olup ihale ile işletmesini özel kişilere vermek nasıl bir mantık şaşmamak mümkün değil.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

İlginizi çekebilir

İşsiz üniversiteli ordusu

Türkiye’de toplam 206 üniversite var 129 u devlete, kalanı vakıflara ait. Sadece 17 yılda …