Anasayfa Anı O Fransızların Ilgaz’da ne işi vardı?

O Fransızların Ilgaz’da ne işi vardı?

İlkokulu bitirip ortaokula başladığımızda, bize bez bir torba içinden kura çektirerek öğreneceğimiz yabancı dili belirlediler. Almanca,  İngilizce ve Fransızca seçmek durumunda olduğumuz üç dildi ve ben Fransız dilini çekmiştim.

Elimize ilk aldığımız Fransızca kitaplarını heyecanla inceler, böylesi bir dili konuşabilecek olmamı pek hayal edemezdim. Bu şekilde Ilgaz’da başlayan ortaokul döneminde ilk sene bitmek üzereydi ve mevsim yaza dönmüştü. Sabah okula giderken kıyafeti bizden oldukça farklı otuz yaşlarında, saçı sakalına karışmış birinin Akman Bakkal önünde, etrafına toplanan kalabalığa bir şeyler anlatmakta olduğunu görünce hemen sokuldum.

Turist olduğu anlaşılan adam Fransızca konuşuyordu,  açık ve net olarak yoğurt istiyordu. Telaffuz ederken yumuşak g kullanmıyor, yogurt diyor fakat nedense bir yabancı turistin, tüm dünyada konuşulduğu şekliyle yoğurt isteyebileceğini beklemediklerinden olsa gerek herkes birbirine bakıp “yogurt ne yahu” diyordu. Adam üstüne basa basa “yogurt, yogurt” derken epeyce gerilmişti.  Sonunda kalabalığa “yoğurt istiyor” diyerek meseleyi çözdüğümde herkes rahatlamıştı.

O olaydan sonra geçen iki yılda gerek karavanla gelen ve gerekse otobüslerle Ilgaz’a gelip ilçenin tek otelinde kalan Fransız turistlerin sayısı 5-6 yı bulmuştu. Bazen tek, bazen 3-4 kişilik gruplar halinde ilçede görünmekteydiler. İşin ilginç yanı tamamı Fransızca konuşuyordu. Belli aralıklarla ilçeye gelen bu turistler uzun yıllar  kafama takılmıştı.

Ilgaz doğal güzelliği ile gerçekten büyüleyici bir yerdi ancak o yıllarda, yani 1974-1977 arasında Ilgaz Dağı tesisleri filan daha açılmamıştı. Konum olarak transit bir güzergahta yer almıyor, iç kesimde bulunuyordu. Turistlerin ilgisini çekebilecek tek yer merkeze çok yakın olan Cendereköy civarında yer alan Bizans harabeleriydi, o da çok ihtişamlı yer değil, tamamen harabe durumdaydı.

Buna rağmen 2-3 yıl içerisinde bu kadar, özellikle Fransızca konuşan turistlerin buralara gelip birkaç gün konaklayıp gitmeleri, özellikle nereye gittikleri, nereleri gezdiklerini kimsenin bilmemesi olayı daha da gizemli hale getirmekteydi. Bu, benim için zaman zaman aklıma gelip, sonradan bir cevap veremediğimden olsa gerek unutmaya yüz tutan bir muammaydı. Ta ki 2000 yılına kadar.

İstanbul Kartal’da bir arkadaşımızın çay bahçesinde, havuz kenarında oturup sohbet etmekteydik. Havadan sudan konuşurken biri bize doğru yaklaştı ve arkadaşta görüp, ayağa kalkıp ona doğru yürüdü. Elinden tutup yanımıza getirdi ve masamıza oturttu. Kısa bir sohbetten sonra bizim arkadaş o kişiye “uzun zaman yoktun nerelerdeydin?” diye sordu. Adını anımsayamadığım orta yaşlarda, hafif kilolu  zat” Çankırı Ilgaz’daydım” demez mi?

Bizim arkadaş benim Ilgazlı olduğumu bildiğinden önce bana bakıp “hayırdır” dedi. Önce söylemek istemedi ancak arkadaş benim oralı olduğumu ve konuşabileceğini söylemesi üzerine bu adam şok olacağım sözleri sıraladı. Tam olarak söylediği şunlardı “ Ya ağabey sorma, elin Ermenisi Fransa’dan gelip Ilgaz’dan tam 10 Ton altın kaldırdı”

Kısa bir şaşkınlık sonrası mevzuyu teferruatıyla anlattı. Define işine meraklı bu zat yine bir söylentinin peşine düşüp Kastamonu’ya gitmiş. Orada görüştüğü bir arkadaşı Ilgaz’da halen devam etmekte olan bir kazıdan haber verince soluğu Ilgaz’da almış. Tabi kazı yerine yaklaştırmamışlar. İki gün süren kazıda Fransız uyruklu bir Ermeni, tüm yasal süreçleri hazırlayarak, Ilgaz’da benimde çok iyi bildiğim bir bölgede müze ve güvenlik yetkilileri refakatinde kazı yapmış ve tam on ton çil çil altını aldığı gibi gitmiş.

Tabi burada söylediği rakam çok yüksek. Bana abartı gelmekle beraber, bugünün rakamlarına göre 1.7 milyar TL yapıyor. Devletin resmi beyanlarında bu kadarlık rakam sadece bir kere Muğla sınırları içinde çıkarılmış. Başka yerden de teyit edemedim. Fakat gerçekten o tarihte yasal arama yapılmış ve netice alınmış. Benim araştırmalarıma göre miktar 150 kilogram civarı. Sadece altın olarak değeri 30 Milyon civarı tutuyor. Az bulunurluğu ve menşei de bu rakamı yukarı çekebilir. Mesela tek bir sikkenin 1 Milyon TL  ye alıcı bulduğunu biliyorum. Fakat altınla beraber farklı madenlerden de eşyalar çıkmış. Tabi taş işleme vs. de eklenince ortaya belki on tonluk bir ağırlık çıkabilir.

İşte bu olay geçmişte kendime çok sorduğum “bu Fransızlar burada ne geziyor?” sorusunu açıklıyordu. Adam bu kadar altının yasal miktar olan yarısından fazlasını alıp gitti. Sanırım izinsiz götüremeyeceklerini anladıklarından mecburen yasal yolu seçtiler. Peki, bu altınlar kimden kalmaydı ve onlar nereden biliyorlardı.  Ellerinde nokta olarak yeri gösteren harita vardı ve bu altınlar ya tehcirde göçen atalarından kalmaydı veya Bizansın Anadolu’dan çekilme sürecinde, zengin Ermeni tüccarların sonradan gelip almak üzere sakladıkları varlıklarıydı. Belki daha farklı bir açıklaması vardı ve ben gerçekten bilmiyorum.

Bu konu ile yakından ilgili benzer bir konuyu 2. Yazımda paylaşacağım.

 

Daha fazla
Daha fazla  B.A.
Daha fazla  Anı

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Okumalısınız

Taksim Cami inşaatı sürüyor

Benim bildiğim sadece Taksim ve çevresinde 5-6 tane kilise var. İnanç anlamında benim için…