Anasayfa Anı Köftenin sırrı

Köftenin sırrı

Oldum olası kuru köfteye bayılırım. Bugüne değin altmışa yakın vilayetimizi gezdim; ilk sorduğum simidi ve köftesidir.

Nerelerde yediysem simitte 1990 ların İzmit Fethiye caddesi simidini ve Sakarya’da Adapazarı merkezde ki Islama köfteci Mustafa’nın ve Akyazı’daki köfteci Ahmet ağabeyin ıslama köftelerinin tadını unutamadım. Mustafa amca ve Ahmet ağabey çok oldu rahmetli oldular. Şimdi çocukları yürütüyor ama maalesef o eski lezzet yok.

Evde de çok denedim. Ne yaptıysam o damak tadına yakın bir lezzet yakalayamadım.

Köfte deyince sizinle bir anımı paylaşmak istiyorum.

Çalıştığım yıllarda arkadaşlarla sıklıkla gittiğimiz bir seyyar köfteci vardı; Osman amca..

Kartal ile Cevizli arasında, mahalle içinde bir parkta açardı tezgahını. Yirmi yıl olmuştur. O yıllarda altmış yaşlarındaydı.

Sıraya girer beklerdik. Tam bir ekmeğin içine on iki adet köfte koyar, üzerine de yeşillik filan koyup verirdi. Gerçekten enfes köfteleri vardı.

Öğle saatlerine yakın açar, köfte bitince tezgahı kapatır giderdi. Hafif topluca, bizim boylarda, beyaz sakallı, dişsiz ve ağzında sürekli sakız çiğneyen biriydi.

Parkta kanepeye oturur, yanına buz gibi ayranla afiyetle yerdik.

Beğendiğim köfteleri yapan ustalara biraz da mahcup sokulur, tarifini isterdim ama asla vermezlerdi. “ekmeğimi elimden mi alacan hı” der ve kestirip atarlardı.

Tek bilgi veren de “bunun sırrı yok, etin iyi olacak” demişti.

Osman amcaya da ne kadar ısrar ettiysem söylemedi.

Bir gün yine gidip sipariş verdik, yarım kesmedi bir yarım daha söyledim. Baktım uzaktan beni seyrediyor ve gülümsüyor. Cesaretlendim.

Bitirince yanına gidip “Osman amca, valla ben ticaretini yapmayacağım, köfteyi seviyorum, sadece evde yapmak istiyorum. Hem sana dua ederim” dedim.

Etrafa bakınıp, duyacak kimsenin olmadığından emin olunca “gerçekten bilmek istiyor musun?” dedi.

Heyecanlanmıştım, gözlerimi diktim ne diyeceğini merakla beklemeye başladım.

Sürekli gevelediği ağzını göstererek “işin sırrı bu” dedi.

“Anlamadım” dedim.

Kocaman ağzını açtı, ceviz kadar kocaman bir sakızı dilinin üzerine çıkarıp parmağı ile gösterdi. “bu sakızı neden çiğniyorum sandın” demez mi!

Donup kaldım.

Şimdiye kadar ne yediysem hizaya geçip ağzıma doğru yürüyüşe geçtiler. Betim benzim atmış olacak ki çiğ köfteleri ızgaraya atmaktan vazgeçip tekrardan başka bir sırrını daha verdi: “damla sakızı çiğne daha lezzetli yapıyor” dedi.

O saniyeler içinde köfte ile ilgili ne biliyorsam, ne yaşamışsam kafamdan silmeye başladım. Bütün hevesim, damak tatlarım hepsi o birkaç cümlenin içine gömülüp gitti.

Mide bulantısı ve ihanete uğramışçasına, sendeleyerek yakında ki bir kanepeye oturdum. Ardından arkadaşlarla ayrıldık oradan. Onlara da söyleyemedim.

Bir hafta sonra yine öğle vakti acıktık, herkes köfte diye tutturdu; ben “olmaz” diye direttim. Sonra bu çıkışıma anlam veremeyerek “iyi o zaman sen de tost yersin” dediler ve gittik o kabus yaşadığım parka. Hemen yakındaki büfeye tost yaptırdım ve parka gelerek yemeye başladım.

Osman amca bizim arkadaşlarla bir şeyler konuşuyor ve kahkahalarla gülüyorlardı. Bir arkadaş yanıma gülerek gelip “yahu senide mi kandırdı bu adam” diye alay etti. “Nasıl yani” dedim.

Arkadaş “Osman amca çok muzip biri, birilerine takılmadan edemez, herkese de aynı espiriyi yapar” dedi. “Anlattıkları şaka mıydı?” dedim. Sonra kolumdan tutup hala gülüşmekte olan arkadaşların ve Osman amcanın yanına götürdü. Osman amca gülmemeye çalışarak: “seni kandırdım, hiç öyle şey mi olur? Köfteleri eşim yapar ve çok temiz bir kadındır. Köfteyi çok sevdiğini söyleyince takılayım dedim” dedi.

Bir müddet dışarıda köfte yiyemedim. Belki bir yıl kadar sonra ancak cesaret edebildim.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

İlginizi çekebilir

Çorapçı

Yirmi yıl kadar önce onu ilk tanıdığımda, Kartal tren istasyonunda, elinde spor çantası il…