Anasayfa Makale Park yapma otel yap

Park yapma otel yap

Memleketin onca derdi varken, içten ve dıştan gelen bitmek bilmeyen saldırılara maruz kalmışken, kim dost, kim düşman birbirine karışmışken susayım dedim ama olmuyor.

Göz göre göre memlekette imar cinayetleri işleniyor da kimse dönüp bakmıyor arkadaş. Belki başka ülkeleri görmediğimizden olsa gerek, şehircilik nedir, insan odaklı şehir planlamaları nasıl yapılır, insan ve hatta hayvanlarla beraber yaşam alanları nasıl düzenlenir kesinlikle bilmiyoruz. Son yirmi yıldır İstanbul’da yaşıyorum ve buradan kaçmak için fırsat kollamaktayım. Komik olan şey ise nereye gidersem gideyim benzer sorunların neredeyse tüm vilayetlerimizde olması.

Bugüne kadar sanırım altmış civarı kentimizi gördüm, şöyle içime sinecek, yerleşecek bir yere rastlamadım. Belki kasaba veya köy düzeyinde yer olabilir ama facia oralara kadar uzanacak gibi. Başımı çevirdiğim her yer beton, bu betonların arasına gelişi güzel serpiştirilmiş uyduruk parklarla neyi nasıl başardıklarını sanıyorlar acaba?

Binalar iğrenç, az katlı, çok katlı, kimi kare kimi üçgen, kimi kuzeye, kimi güneye bakıyor. Birbirinin içine girmişçesine yapışıklar. Sığınaklar ve çatılar dubleks adı altında satılıyor.  Yıllardır yerel seçimlerin bir sonucu olarak şehirler yağmalandı, ne yeşil bırakıldı ne tarihi doku korunabildi. İstanbul’un üçte ikisi ilkokul mezunu, gözleri para hırsı bürümüş, kalıpçı iken, fayansçı iken zor bela aldığı küçük bir daireyle başlayıp on-on beş senede yükünü tutan adına müteahhit denilen kişilerin eseridir.

Ne çocuklarımıza oyun ne de doğal alan bırakmayacak kadar gözü dönen bu şahıslara birde belediyelerin ilgisizlik, kayırma ve açık ihanetleri eklenince ortaya çıkan tablo maalesef facia oluyor.

Bu konuyu uzun zamandır yazmak niyetindeydim ancak fırsat bulamamıştım. Geçenlerde Etilerde oturan baldıza gittiğimizde evin tam karşısında güzel yeşillik bir boş arazinin etrafının çevrilerek kazılmaya başlandığını fark ettim. Etiler İstanbul’un en beğendiğim yerleşim yerlerinden biri. Yeşili kısmen de olsa korunmuş, bahçeli ve az katlı evlerin bulunduğu merkezi bir yer.

Bacanağım daha önceden bu araziden bahsetmiş birilerinin yıllardır  belki de yeşil kalabilmiş bu nadir yeri elde etmeye çalıştığını söylemişti. Çok eskilerde Mehmet Ekşi sahası olarak ta bilinen bu açık alanda uzun yıllar top koşturduğunu da anlatmıştı. Burada doğmuş, bugün yaşları otuz-kırk olan yetişkinler için özel anıları barındıran bu yerin akıbetinin ne olacağını kestirmek zor değil.

Arsanın Şu an ki hali

Basından toparladığım bilgiler ışığında 2006 yılında huzurevi arazisi olan bu yer için sağlık tesisinden çıkartılarak konut alanına çevrilmesi için İBB Meclisine teklif verilmiş. Reddedilmiş. Bu kez 2011 de yedi katlı otel için gelmişler ve hatta akabinde özel sağlık binası istemişler tekrar reddedilmiş.

Bu şekilde altı kez ret alan teklif sahipleri Büyükşehir’den gerekli yüzü bulamayınca bu kez Çevre ve Şehircilik Bakanlığına yönelmişler. İstediklerini burada almışlar. Kapılar ardına kadar açılmış. Ergin sokak ile Toprakkale sokağının kesiştiği yere otel-rezidans yapılmasına başlanmış. Tabi birde Etiler’de bir süre öncesine kadar faal olan Polis Meslek Yüksek Okulu’nun devasa arazisi var. Oraya da benzer yapılaşmanın, beton blokların peş peşe yükseleceğine eminim. Buraları hangi holdingler almış isimleri bende var, açıklamadım zira merak edip belki araştırma gereği duyarsınız diye düşündüm.

Arsanın eski hali

Bunlar sadece bir örnek, gözümüzün önünde yaşandığı için yazdım. Bunu tüm Türkiye’ye yayarsak şehirlerimiz, sahillerimiz nasıl özellikle son elli yılda yağmalandı bir bakmak lazım. Mührü elinde tutanlar sağcısı solcusu, dindarı dinsizi fark etmez eşine dostuna, dostunun dostuna veya her kime ve her ne şekilde olursa olsun babasının malı gibi dağıttı. Kimse bana ülke menfaati, turist, döviz edebiyatı yapmasın. Ben İstanbul’da biraz soluklanmak, dinlenmek için en az 20 kilometre gitmem gerekiyorsa, üç tarafı deniz olan bir ülkenin kıyıları ecüş-bücüş sitelerle talan edilmişse yerim sizin sağcılığınızı, solculuğunuzu, dindarlığınızı.

Tarım alanlarında konut ve sanayinin ne işi var. İzmit’ten Bolu’ya kadar, özellikle Sakarya bölgesinde yolun sağı solu yemyeşil iken son gittiğimde fabrika ve küçük işletmelerin inanılmaz derecede arttığını gördüm. Yer altı suları bitmek üzere, ormanlar, tarım alanları, göller son nefesini veriyor. Giderek kendi sonumuzu hazırlarken birileri bunu göremiyor mu? Yarın mahşerde nasıl hesap vereceksiniz ey mühür sahipleri, ey imza atanlar, ey el kaldıranlar.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Okumalısınız

Biz bu hale nasıl geldik? – 1

Kasırgaların dahi yıkamadığı bir cihan İmparatorluğu iken bugün düştüğümüz duruma bir bakı…