Anasayfa Makale Robdöşambrlı asilzadeler

Robdöşambrlı asilzadeler

Geçen akşam iftardan sonra koltuğa geçip çayımı yudumlarken, günün gelişmelerini göz ucuyla televizyondan takip ediyordum. Malum seçim var ve neredeyse her kanalda mitingler, meydan okumalar, sataşmalar vs. Daha fazla dayanamadım ve televizyonu kapattım. Hem çayımı yudumladım hemde tülü aralayıp pencereden yavaş yavaş belirmeye başlayan yıldızlara doğru bakınıp düşünmeye başladım. Anılarım, düşüncelerim ve sadece vicdanımla baş başayım.

****

Biz Türkler tarihimiz boyunca şöyle arkamıza yaslanıp bir rahat yüzü göremedik. Savaşsız, sorunsuz bir dönem hiç yaşamadık. Rahat bırakmadılar. Ne en güçsüz olduğumuzda ne de cihan imparatorluğu kurduğumuzda vazgeçmediler. Biz mahallenin namuslu, efendi ve temiz yürekli delikanlısıydık. Hep garibanın, muhtacın, ezilenin yanında olduk. Mahallenin çakallarına, sahte kabadayılarına, belalılarına boyun eğmedik.

Yeri geldik hırpalandık, dayak yedik, hastanelik olduk ama pes etmedik; inancımızdan, itikatımızdan ödün vermedik. Yeri geldi yardım edip elinden tuttuklarımız bizi sırtımızdan vurdu. Etimizden et koparıldı ama onlar kılını kıpırdatmadı. Yeri geldi bir ısırıkta onlar aldı, intikamcı olmadık, bağışladık.

Yaşadığım yıllar içinde Türkler hep barbardı medeni Dünya’nın gözünde, muhtaçtı. Ezilmesi, yok edilmesi, büyüyüp güçlenmemesi gereken cüzzamlı yaratıklardı. Boy boy gökdelenlerin arasına sıkışmış gecekonduydu vatanım. Sinmiş, kendi kabuğu içine sıkışmış bir halktı aziz milletim. O apartmanlarda yaşayan robdöşambrlı asilzadelerin,  ışıltılı tuvaletler içindeki sosyetik güzellerin hayatlarını film izler gibi imrenerek, imrendirilerek seyretti benim güzel insanım.

Kendimizi ucuz ve yetersiz gösterdiler, gecekondumuzu yıkıp imrendiğimiz gökdeleni dikeceklerini vaat ettiler. Gelin “bizden olun” bu ezik hayattan kurtulun dediler. Bazılarımız düşünmeden atladı bu teklife, sırf onlardan olmak için emirlerine uyup çok uzaklarda onlar için savaşıp öldük. Anadolunun bağrından kopup köle gibi çalışmaya gittik o apartmanlara, tuvaletlerini, pisliklerini temizlettiler üç kuruş karşılığında.

Biraz gelişir gibi, ayağa kalkar gibi olduk, içimizde, satın aldıkları kardeşlerimiz tarafından çelme yedik, sindirildik. Kolumuza, kanadımıza kelepçe vuruldu ses çıkaramadık.  Gecekondunun küçük çocukları, her fırsatta yastık altına sakladığımız geleceğimizi türlü oyunlarla çalıp o apartmandaki sahiplerine koştular. Ağladık, sarsıldık ama yıkılmadık, bizden giderek uzaklaşan umutlarımıza odaklanıp sabrettik. Aç kaldık, bize kullanılmış ve atıl durumdaki eşyalarını  verdiler, borç para verip ödeyemeyince tekrar tekrar borç verip karşılığında namusumuza el uzatmaya cüret ettiler.

Yıllar geçti; güya biz cahil onlar zeki, biz fakir onlar zengin, biz barbar onlar medeni oldular. O apartmanlar arasına gidip gezen kendi insanımız bizi beğenmez oldu. Onlar gibi düşünüp, onlar gibi davranmaya alıştırıldık. Sürekli ezik, kişiliksiz ve muhtaç yaşamaya başladık. Ne derlerse “eyvallah” dedik. İçimizden biraz sesi yükseleni, itiraz edeni diğeri susturdu. Buyur ettik içimize, gecekondumuza girdiler, odalarımıza kadar yerleştiler, sadece yatak odası kaldı ayakları ile çiğnemedikleri. Onuru kalmış, hala gelecekten umutlu insanım izin vermedi buna. Baş sallayıp, “göreceğiz” diyerek tehditler savurdular, namusumuzdan vazgeçmedik.

Kendi kültürüne yabancı, batının herşeyine hayran, özgüveni sıfırlanmış, korkak ve çaresiz bir nesil yetiştirildi. Bu nesil, kendisine şanlı ecdadımızdan emanet edilen bu ülkenin geleceğini hiç düşünmeden batıya, egemen güçlerin insafına teslim etti. Artık sadece fakir, güçsüz, korkak, cahil değil, bu neslin sayesinde “köle” de olmuştuk.

Bugün tarih tekrar yaşanıyor. Yine güçlenmeye başladık ve yine tepemize çöktüler. O kadar güçlüler ki; kendi ellerini kirletmeye dahi gerek kalmadan içimizdeki satılmışlarla bizi cezalandırmaya kalktılar. Kendi çocuklarımız diğer çocuklarımıza bombalar yağdırdı, acımasızca, gözü dönmüşçesine, kudurmuşcasına saldırdılar. Öldük ama vatanı teslim etmedik.

Bu milletin özünü kaybetmeyen yiğit evlatları hiç bir zaman umudunu kaybetmediler. Beklediler, sabrettiler. Biliyorlardı ki; Allah’ın rızasından başka hiçbir gayesi olmayan, bu uğurda yüzlerce yıl, bugün bize diz çöktüren batının onlarca saldırısına göğsünü siper edip mukaddesatımızı çiğnetmeyen bu milleti yalnız bırakmayacak bir güç vardı arkalarında. En çaresiz anlarda nasıl yardım ettiyse yine yardımı gelecektir diyerek sebat gösterdiler.

Bu ülkenin yüzünü ve yüreğini batıya dönen basiretleri bağlı, kalp gözleri kör insanına inat artık şanlı ecdadımızın kutsal emanetine dört elle sarılıp “ya var olacağız, ya öleceğiz” diyebilen bir ahvaldeyiz. Ya köle olmaya devam edeceğiz, yada ilelebet güçlü ve hür olacağızın ayrımındayız. Bize “ürkekliği” değil “erkekliği” tekrar öğreten güçlü ve muktedir bir ele yapışmanın arifesindeyiz.

Üzerimize yapışan, beynimize bulaşan, yüreğimize saplanan, bizim olmayanı söküp atmak durumundayız. İtidalli düşünerek, üzerimizde toplanan kara bulutları dağıtıp uzaklaştırmak zorundayız. İçimize saldıkları korkuyu, gönüllerimize işledikleri kin ve nefreti, birbirimize düşmanca bakma yanılgısını parçalamayı başarmalıyız. İnancımız bir, vatanımız bir iken bize dayatılan inançsızlığa karşı çıkıp  açıkça işgal edilen vatanımızın bekasına omuz, gerekirse can vermeliyiz.

Artık yıkan da belli satanda, yapan da belli sahip çıkan da. Her şey açık ve net ortadadır. Milletçe gözümüze vurulan perdeleri kaldırma, tüm Avrupa’ya, hatta tüm Dünyaya haykırma zamanıdır. Umutsuzluk batağında debelenirken bizi yeniden umutlu yarınlara ulaştırmayı başaracak ellere sıkıca yapışmalı, onların verdiği mücadeleye destek olmalıyız.

Ben ülkemin ve çocuklarımın geleceğini kurtarmak zorundayım. Dün bunun için kanımı döktüm, bugün can vermeye hazırım. Özümü hiç kaybetmedim, tarihime hiç sırtımı dönmedim. Yaşanmışlıklarım bana 24 Haziranda mührü “Cumhur İttifakına” basmayı gerektiriyor. Zerre kadar “acaba” kuşkusu yaşamadan, yalın ve salt vicdanım bana bunu emrediyor.

****

Hava iyice kararmış, ay karşı binanın çatısı üzerinden yükselirken koltuğumdan kalkıp soğuyan çayımı tazelemeye mutfağa doğru yürürken gülümsüyorum ve aklıma  büyük Türk Hakanının sözleri geliyor:

Türk Oğuz beğleri, budun, eşiding! Öze tengri basmasar, asra yir telinmeser, Türk budın, ilingin törüngün kim artadı?

(Türk Oğuz beyleri, millet işitin! Üsten gök basmasa alttan yer delinmese, Türk milleti, ilini töreni kim bozabilir?)

  • 10 Kasım

    İlk 10 Kasımı hatırlıyorum. Haymana 12 Eylül İlkokulu, yıl 1970. Hava yağışlı. Okulun kori…
  • Çok şükür “ANDIMIZ” var

    Nerede ise seksen yıl bu ülkenin okullarında “ANDIMIZ” söylendi. Türküm, Doğruyum, Çalışka…
  • Ortaköy Küçük Mecidiye Camii

    Beşiktaş Ortaköy’e Çırağan Caddesi üzerinden giderken, solda Beşiktaş ilçe Emniyet M…
Daha fazla
  • 10 Kasım

    İlk 10 Kasımı hatırlıyorum. Haymana 12 Eylül İlkokulu, yıl 1970. Hava yağışlı. Okulun kori…
  • Çok şükür “ANDIMIZ” var

    Nerede ise seksen yıl bu ülkenin okullarında “ANDIMIZ” söylendi. Türküm, Doğruyum, Çalışka…
  • Ortaköy Küçük Mecidiye Camii

    Beşiktaş Ortaköy’e Çırağan Caddesi üzerinden giderken, solda Beşiktaş ilçe Emniyet M…
Daha fazla  B.A.
  • 10 Kasım

    İlk 10 Kasımı hatırlıyorum. Haymana 12 Eylül İlkokulu, yıl 1970. Hava yağışlı. Okulun kori…
  • Çok şükür “ANDIMIZ” var

    Nerede ise seksen yıl bu ülkenin okullarında “ANDIMIZ” söylendi. Türküm, Doğruyum, Çalışka…
  • insanlık tarihinin en eski ve en şerefli mesleği

    Bir ülkenin gelişimi kentlerden kırsala doğru değil, kırsaldan kentlere doğru olmalıdır. B…
Daha fazla  Makale

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Okumalısınız

10 Kasım

İlk 10 Kasımı hatırlıyorum. Haymana 12 Eylül İlkokulu, yıl 1970. Hava yağışlı. Okulun kori…