Anasayfa Benim Penceremden Sadece inanmak yetmez

Sadece inanmak yetmez

Kendini dürüst, namuslu, iyi biri olarak görüyorsun. Yaşadığın toplumda sevenlerin ve sevdiklerin var. İşinde gücündesin. Gel gelelim içinde bir sıkıntı mevcut. Yaş ilerleyip gidiyor, çevrende genç-yaşlı birileri mutlaka hayatını kaybediyor. Bir şeylerin eksikliğini, ıstırabını çekiyorsun. Bugüne değin “daha gencim” diyerek ertelediğin ve hatta önemsemediğin hakikatlerle yüzleşmek seni oldukça geriyor. Hele birde kendi kan bağından olan ve çok sevdiğin birilerini kaybetmek, hayatın aslında her an bitebilecek kadar sana çok yakın olduğunu hissettiriyor. Kendini yokladığında “inanma” probleminin olmadığını anlıyorsun. Peki, bu yeterli olacak mı? Bunu bilmiyorsun.

Sende herkes gibi nereden başlamalıyım? Ne yapmalıyım? Sorularını kendine soruyorsun. İçinden bir ses “boş ver, inanıyorsun ya yeter, zaten kalbin de temiz” diyecek kadar arsızlaşıyor. Sen onu dinlemiyor ve herkesin yaptığını yaparak, en kolay yoldan bilgisayarın başına geçip başlıyorsun araştırmaya. İşte tam burada, ruhunda hissettiğin açlıkları, seni manen besleyecek, kafanı kemiren kuşkuları yok edecek, eksiklerini tamamlayacak, seni ebedi bir saadete kavuşturacak  bilgileri aramaya başlıyorsun.

Google emmiye “cenneti kazanmanın yolları” diye yazıyorsun ve ortaya yaklaşık 3.650.000 sonuç çıkıyor. Rahatlıyorsun. Sırayla sayfalara girip okumaya ve videoları açıp izlemeye başlıyorsun. Adını ilk kez duyduğun birileri ya gazete köşelerinde, ya kitaplarında veya görsel içeriklerle Kur’an Ayetleri ve Hadis-i Şeriflerden örnekler vererek neler yapılacağını detaylı olarak anlatıyor. Mesela Salih ameller işleyin, takva sahibi olun, haramdan ve günahtan uzak durun diyerek nelerin gerektiği anlatılıyor. Güzel ahlak sahibi olun, namaz kılın, oruç tutun, zekat verin deniliyor.

Dinin temel kavramlarını az buçuk kavrıyorsun. Gayet güzel, bunları yapın diyorlar da peki nasıl yapacağın neden anlatılmıyor? Mesela namaz kılmak, hele sabah namazına kalkmak başlı başına bir mesele. Hayırlı amel işle demek kolay da bunu nasıl yapacaksın? Diyelim sabah namazı için saati kurdun, vakit geldi çaldı. Açtın gözlerini, saatin ne maksatla çaldığını biliyorsun. Sıcacık yorganın altındasın ama kalkmak sana inanılmaz zor geliyor. Uyku hiç olmadığı kadar çöküyor gözlerine, diğer yandan kulağına “yat uyu, kalkınca nasılsa kaza edersin, bu saatte de kalkılır mı?” şeklinde fısıltılar bırakılıyor.

İşte en önemli andayız. Burada ne yapmalısın ki yorgana tekmeyi vurduğun gibi “bismillah” diyerek abdest almaya koşmalısın. Herkes sabah namazını mutlaka kıl diyor da bu üzerine çöken miskinliği nasıl yeneceksin? İçeride bir hesaplaşma, bir savaş var. İmanın kalk diyor ama güçsüz. O fısıltılar seni tekrar yatağın sıcaklığına gömecek kadar kuvvetli. Hadi kalktın diyelim, usule uygun abdest alıp, seccadeyi serip huşu ile namazı eda edebiliyor musun? Yoksa aklın yatakta, gözler yarı açık, esnemelerle zor bela bitirip yatağa mı koşuyorsun?

Oruçta, zekatta da aynı durumu yaşıyor musun? İyilikte yarışıyor, öfkeni yutabiliyor, kinini unutabiliyor musun? Hele o diline sahip olabiliyor musun? Yalanı, talanı, küfrü, hakareti, kem sözü, gıybeti bırakabiliyor musun? Yalan yere yemini, içkiyi, kumarı, zinayı hayatından tamamen çıkarabiliyor musun?

Doğruyu herkes biliyor ama o doğruyu başarabilecek sağlam bir imanı nasıl kazanacaksın? Tercihte zorlanan ruhunu nasıl kirden ve yanlıştan temizleyecek, rotanı daima hak ve hakikatten yana tutacaksın?

Özellikle okuduğun ve izlediğin onlarca, yüzlerce yayında seni şaşkına çevirecek durumları fark edeceksin? Öyle ki; birinin ak dediğine diğerinin kara dediği bir tutarsızlıklar içinde bocalayacaksın. Akademili veya kendilerine medreseli diyen, takım elbiseli veya sarıklı, cübbeli bir sürü insanın  “irşat etmek” adı altında nasıl da ayrıştıklarını, peşlerinden binlerce kişinin koşulsuz, itaatle gittiğini göreceksin. Bir diğerini inkar ve tahkirle hareket ettiğini, en doğru ve makbul yolun kendi tuttukları yol olduğunu iddia ettiklerine şahit olacaksın.

Böylesine başıboş bırakılan, herkesin istediği gibi at koşturduğu bir mecrada devletimizin neden bir tedbir almadığını, bazılarının siyasette, bazılarının da ekonomide söz sahibi olacak kadar güçlenip, devlete dahi göz dikecek kadar semirmesine neden izin verdiğini veya en halisane tabirle neden göremediğini kendi kendine soracaksın. Bir şeyi almak, satmak veya etkilemek için neden hep “din” kullanılır diye aklına ilginç sorular gelir de, işin içinden bir türlü çıkamazsın.

Gelelim en başta sorduklarımıza; öncelikle kafanı karıştıran, nefsine hoş gelen tarafa seni meylettiren, ihtilaflarıyla seni kararsızlaştıracak veya tamamen seni amacından uzaklaştıracak yayın ve videolardan uzak durmalısın. Rehberin sadece mukaddes kitabımız ve efendimizin sünneti olmalıdır. İyi bir insan olman ve yaratılışın gayesine göre yaşam sürmen için önce gerekli hazırlıkları yapmalısın.  Bedenen ve ruhen hazır duruma gelmelisin. Akıl ve mantığın, kendisine zor gelen, adı huy veya ibadet olan tüm davranış ve inanma yapısını sindirebilmeli ve bunları uygularken lezzet alabilmelisin.

Bütün mesele ve en zor merhale kendini hazırlamak, yaşamını ve yaşaman gerekeni aynı paralellikte buluşturabilmektir. Alın terinle çalışıp bir ev alabilmek için yıllarca çalışmanın gerektiği bir dünyada yaşıyoruz. Peki, cennet denilen ebedi yaşamı sana hemen verirler mi? Elbette vermezler. Bunun için destek elbette almalısın ama önce Allah’ın ne dediğini ve ne istediğini bilmen şarttır. Bunu, başkalarından öğrenirsen her yola çekilirsin. Bunu bilirsen okuduklarını, söylenenleri Kur’an süzgecinden geçirir, kalbin rahatsa kabul eder, seni rahatsız ederse bir kenara itersin.

Çok meşakkatli bir yoldasın. Cennete gideyim derken hem dünyanı, hem de ahiretini kaybedebilirsin. Bu sebeple ne aklını ne de ruhunu başkalarına ipotek etmemelisin. Tüm iyi niyetinle, doğruyu ve hak yolu bulmak arzusu ve azmiyle hareket etmelisin. Bu niyet seni doğru insanlarla karşılaştıracak ve  mükafat olarak mutlaka hedefine ulaştıracaktır.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

İlginizi çekebilir

Toplum düzelmedikçe Devlet düzelmez

Devlet, hem tarihini, hem bugününü, hem de geleceğini korumak ve kollamak durumundadır. Ma…