Anasayfa Makale Seçimin algoritması

Seçimin algoritması

Her siyasi parti seçmeninin profili aşağı yukarı bellidir. Kemikleşmiş seçmen sayısı dışında birde partilerin propaganda argümanları lehte veya aleyhte bu sayıyı çok rahat değiştirebilir. Türkiye’de seçmen sayısı yaklaşık 58 Milyon. Bu rakamın sadece otuz milyonu hangi partiye oy vereceğini bilen ve fikrini asla değiştirmeyen seçmendir. On milyon seçmenden kimi bağlı oldukları dini cemaat ve grupların direktiflerini dinlerken, kimi aşiret liderlerinin talimatları doğrultusunda hareket eder. Beş milyon seçmen kendi partilerinin başka parti lehlerine oy verirken, on milyon seçmen kararsızdır. Ve son üç milyon seçmen ise sandığa gitmeyenlerdir.

Söylediklerimden 30 milyonun dışında kalan 28 milyon seçmenin partilerin hedef kitlesi olduğu anlaşılmaktadır. Yani bu rakamın ne kadarını kendi safınıza çekerseniz hangi seçime girerseniz girin kazanırsınız. Bu tablonun çok sık yaşandığı ülkemizde bütün siyasi çalışmalar bu eksen etrafında gelişmektedir.

Böylesi iştah kabartan bir rakam, siyasette akla hayale gelmeyen teknik ve yöntemlerin ortaya çıkmasına sebep oluyor. Bazen gerçeklikten ve dürüstlükten çok uzak, karalayıcı, aşağılayıcı ve etik olmayan propagandaların mubah sayıldığı çokça görülebiliyor.

Ülkemiz, özellikle son yıllarda sosyal medya üzerinden yürütülen ve seçim sonuçlarını bariz şekilde değiştirebilen, bahsettiğim kitleyi etkilemeyi başarabilen algı operasyonlarına sahne oldu. Amatörce değil tamamen uzman ellerce ortaya atılan içerikler kısa zamanda büyük kitlelere ulaştı. İnsanların görmek ve duymak istediği, hassas beklentilerine hitap edilerek ve genelde de montaj yapılarak paylaşılan bilgilerin gerçek olduğu kanaati oluşturulup halkın kafasında soru işaretleri uyandırıldı. Cevabını bilmedikleri ve öğrenemeyecekleri her sorgulama onları merak ve hayret içinde “demek ki doğruymuş” sonucuna götürdü.

Bu ülke insanı, seçim zamanı olsun veya olmasın sürekli bir siyasi çekişme ve tartışma ortamı içinde bulunuyor. Tatlı bir sohbet bir anda nasıl oluyorsa siyasete gelebiliyor. Bazen bu sohbetler ağız dalaşına, çirkin davranışlara ve sonuçta kavga ve dargınlıklara sebep olabiliyor. Garip olan ise benzer tartışmalara sıkça rastlayan biriyim. Taraflar, gerek Türkiye gerçeklerine, gerek kişisel bilgi ve birikimler yönünden yetersiz olmalarına rağmen, iddialarını ispat etmekten uzak şekilde  hareket etmeleri. İddialarının ön ve arkasını beslemeden, delile dayandırmadan,  sadece kendi doğrusunu tek doğru kabul edip bunu karşısındakilere dikte etmeye çalışmaları gibi.

Halkın büyük bir çoğunluğunun memur, işçi, emekli, esnaf ve öğrenci olduğu ülkemizde en etkileyici algı faktörü tabi ki siyasilerin mal varlıkları, gelir ve harcama durumları. En basit şekliyle “bu kadar malı haramsız nasıl kazanmış?” “haramzade” “hırsız” gibi hem Allah katında hem de vicdanlarda delile muhtaç isnatlarda bulunmak artık sıradan ama en etkin algı yöntemi oldu. Hafızalara o siyasinin artık “hırsız” olabileceği düşüncesi yerleştirildi. Bunu besleyen, tamamlayan cımbızlanan görüntüler, montajlı resimler de eklenince artık geriye efsunlanan ve kandırılan o kişiye nereye ve kime oy kullanması gerektiği gösterilmesi kaldı.

O parti bu parti, o aday veya şu aday için demiyorum. Bunu neredeyse herkes kullanıyor. Eğer bir davamız varsa ve bu davaya dürüstçe katkı sağlamak istiyorsak önce bilgi sahibi olmayı, sonra delillere bakmayı ve son olarak da vicdanımızla ve aklımızla hareket etmeyi mutlaka öğrenmeliyiz. Tartışma yerine mutabakat yolları aranmalı, gayemiz Hak ve Hak’tan yana olmalıdır. Biliyorsak konuşmayı, bilmiyorsak susmayı yeğlemeliyiz. İftira atanları, karalayanları, kin ve nefret kusanları kendi başlarına bırakmalı, Hak bildiğimiz yolda haklılarla hareket etmeliyiz.

Daha fazlası

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

İlginizi çekebilir

Şimşir ağacının şekil bulduğu yer: Taraklı

Milattan önce iki binli yıllara kadar uzanan tarihi geçmişi ile günümüze kadar gelen, eski…