Anasayfa Makale Sen hangi partidensin?

Sen hangi partidensin?

Dün akşam üzeri bir kardeşimiz telefon etti biraz sohbet ettik. İş güç derken bana “ağabey ben seni filan partili biliyordum, meğer değilmişsin” dedi. Şaşırdım. “Bu kanaate nasıl vardın?” diye sorduğumda bazı yazılarımda o partiye laf dokundurduğumu söyleyince ona “benim o parti şu parti ayrımım yok, ruhen MHP ye yakınım ve kendimi bildim bileli bu partiden yana oy kullandım. Fakat partilere esir değilim, hatasını görürsem veya çizgiden şaşarsa elbette vatandaş olarak tavrımı koyarım” dedim. Beni birkaç yıldır tanıyan bu kardeşim bende yeni bir makale yazma isteği uyandırdı. Aslında son derece önemli bir saptama “Sen hangi partidensin?”konusu.

Milliyetçi ve muhafazakar bir aile ve çevreden geliyorum. Hemen her fikirden insanlarla iletişim kuruyorum ve sosyal alanım içerisinde kendilerini Solcu, Demokrat, Laik, Liberal, Cumhuriyetçi,  Kemalist, Ülkücü, Tarikat Ehli, Hristiyan, Musevi, Ateist gibi kavramlarla etiketleyen insanlar var. Kimiyle sadece merhabam var, kimiyle de can ciğerim. Onları bu şekilde adlandırırken ben hangi sınıfa giriyorum derseniz açıklamam son derece basit olacaktır. Ben “ Müslüman Türküm.” Bunun üzerine farklı bir şeyler eklemeyi gereksiz görüyorum.

Her ne kadar MHP ye yakın olsam da bu beni partiye kul-köle yapmaz. Partiler yasal çerçeve içerisinde kendi tüzük ve gelenekleri ile hareket ederler. Daha önceki yazılarımda belirtmiştim, Türkiye’de 1980 den sonra yüze yakın siyasi parti kuruldu. Sadece bir oy pusulasını dolduracak kadar olanlar aktif olarak siyaset yapıyorlar. Tümünün parti tüzüklerine ve seçim kataloglarına bakın çok az farklılık görürsünüz. Evrensel doğrular temel alınarak hazırlanan beyannameler, bazen kurucu genel başkanın siyasi görüşleri doğrultusunda, bazen kitlelerin talepleri nispetinde şekillenir. Bu yüz kadar parti genel anlamda 3-4 siyasi blokun içinde yer alırlar. Mesela sol partiler, en basit tabirle sadece siyasetle veya gerekirse silahlı mücadele çizgisi arasında yirmi – yirmi beş kadar bir sayıya ulaşırlar. Diğer partilerde de durum neredeyse aynıdır.

Düzene bakar mısınız lütfen. Önce adı siyaset denilen bir yelpaze oluşturuluyor, sonra sizi siyasi bir görüş tercih etmeniz yönünde zorluyor, buna göre kurulan partileri bu siyasi görüşlerin temelinde şekillendiriyor. Vatandaş olarak da bunlardan birine oy vermenizi istiyor. Ya hiç biri benim kafama uymuyorsa? Ya hiç biri benim doğrularımla uyuşmuyorsa? O zaman sana en yakın olanı seç diyor. Veya daha tehlikelisi seni etnik, inanç ve sosyal tercihe zorluyor. Dindarlığın ön planda ise falan partiye, Türkçülüğüne laf söyletmiyorsan şu partiye veya Kürt kökenliysen bu partiye diyerek seni farkında olmasan da tevcih ediyor.

Olaya birde partilerin gözünden bakarsak onlarda pazarcı zihniyeti ile çalışmıyor mu?  “ gel vatandaş, sana ev ve araba vereceğim, asgari ücreti şu kadar yapacağım, emekli, memur ve işçiye şu kadar zam yapacağım, terörü hemen bitireceğim, adaleti sağlayacağım, şunu yapacağım, bunu getireceğim, daha çok özgürlük, daha fazla demokrasi olacak” vs..vs.. Bunlar yaşadığımız gerçekler değil mi? Kim inkar edebilir ki? Bu milletin kaderi hep bu aldatmacaların, yalan yere verilen sözlerin, hiç gerçekleşmeyecek vaatlerin peşinde koşmak olmadı mı?

Hadi kendimi örnek vererek, bana en yakın siyasi parti olan MHP yi seçtim diyelim ve gerçekten de öyle. Bu partiye yönelişim inançlı ve Türk Milliyetçiliği yönümün ağır basması olmuştur. Tabi şunu da belirtmem lazım; tek MHP milliyetçi ve mukaddesatçı da diğer partiler Vatikanamı hizmet ediyordu? Elbette hayır. İlk şiirimi henüz 9 yaşında “Türk Çocuğu” başlığı ile yazıp haftalarca ilçe merkezinde, o zamanki Sümerbank’ın vitrinindeki panoda sergilenen biri olarak normalden çok fazla Türklüğüm fokurdamaktaydı. Mekânı Cennet olsun Alparslan Türkeş’i dünya gözüyle görüp dinleyen biri olarak bu partiye gönül vermem o yıllar için kaçınılmazdı.

Sonra komünizm rüzgarları estirildi bu ülkede. Herkese aş, herkese ev, herkese araba verilecekti.  Herkes eşit olacaktı. Sadece devletin güçlü olup tek elden milli gelirin halka eşit oranda dağıtılması ve her yönden tam bağımsız bir Türkiye özlemi oluşturuldu. Sınıfcılığı kullanarak, özellikle alt tabakaya göre şekillendirilmiş bir sistem geliştirildi. Türk Milliyetçiliğinin karşısına çıkartılan en güçlü yapılanmaydı. Yıllarca farklı etnik kökenli vatandaşlarımızın hassas olduğu kavram ve tarihsel yaşanmışlıkları ön plana çıkararak oluşturulan bir sentez olmuştu.

Sonra bakıldı, bir şeylerin eksikliği hissedilmiş olacak ki bir de din temelli partiler kuruldu. Irkçılık karşıtlığı ile milliyetçi kesime, din elden gidiyor diye sol kesime cephe açıldı. Bu üç siyasi görüş, yıllarca birbiri ile çatıştırıldı. Tüm ülke ateşe verildi. Neredeyse her şehirden, her ilçeden hayatını kaybeden insanlar oldu. Ya karşılıklı çatıştılar, ya pusu kurdular ya da günlerce işkenceler ederek birbirlerini katlettiler. İnsanlıktan uzaklaşıldı, sağduyu, merhamet, vicdan ve en önemlisi akıl bir kenara bırakılarak sadece intikam düşünüldü.

Vakti geldiğinde de bu çatışma ortamını yıllarca nakış nakış işleyen güçler, ellerini ovuşturarak planlı darbeyi yaptılar. Türkiye her yönüyle, kendi evlatlarımızın eliyle düşmana teslim edildi. Sadece cebimizdeydiler, artık midemize, kalbimize ve beynimize kadar girdiler.

İşte bu yüzden bugün bile partilere sıcak bakmam. Fanatik derecesinde, körlük merhalesinde bir bağlılığım söz konusu olamaz. Partiler bana göre soyuttur ve gerçek olan insan ve fikirdir. Ancak cahil insanlar bu soyut kavramın peşinde fütursuzca koşarlar. Okuyan, yaşayan, araştıran ve sorgulayarak gerektiğinde hesap soran bir mekanizma olmadıkça siyasi partiler benim için sadece bir vatandaşlık görevi nispetindedir.

Ne yazık ki bugün o eski yıllarda ki gibi olmasa da, yine kamplaşmalar yaşanıyor, insanlarımız arasına kin ve nefret tohumları ekiliyor. İnsanlar yine kendilerini etiketleyerek ayrıştırıyor. Siyasi partiler yine bu ayrışımın toplanma noktaları durumunda.

Bütün bu anlattıklarımın sonucunda sözlerimi şöyle bağlayabilirim. Bir partiye yakın olmam onu “eleştirmemek gerek” anlamına gelmiyor. Her ne kadar MHP yi kendime yakın görsem de AKP bana bu konuda şu an ki MHP den daha milli geliyor. Zira her ne kadar iktidar gücünü elinde bulundursa da, bugüne dek hiçbir lider Recep Tayyip Erdoğan kadar gözünü karartmamıştı. Elli beş yaşındayım ve gerçekten çok gördüm, çok okudum. Cumhurbaşkanımızın ağzından dökülen kelimeleri gerçekten tartarak inceliyorum. Hataları yok mu? Elbette var. Yeri geldiğinde çekinmeden söylüyorum. Bu sebeple birçok insan benim siyasi görüşüm konusunda tereddüde düşüyor. Umurumda da değil. Ben kimseye görüşlerimi kabul ettirmek veya karşımdakini etkilemek gibi bir gayret içinde olmadım. Tüm partileri elbette eleştiririm. Tabi bilgim, tecrübem, edep ve niyetim nispetinde.

Burada aklıma hemen Hz. Ömer (R.A) geliyor. “ Hak yoldan çıktığımı görürseniz ne yaparsınız” diye sorduğunda, “kılıcımızla doğrulturuz” cevabını alıyor. Ve mübarek insan bunun için şükrediyor. İşte ülkemde siyasetin temelini bu ahlak oluşturmalıdır diye düşünüyorum.

Daha fazlası için
Load More By B.A.
Load More In Makale

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Okumalısınız

Kuşadası betona teslim

İstanbul’dan başlayan tatil yolculuğuna, Bursa, Balıkesir üzerinden İzmir’e doğru de…