Anasayfa Anı Şimdi mutlu musun?

Şimdi mutlu musun?

Onu ilk kez ilkokul yıllarında tanımıştım. Bir yaz günü çıkagelmişlerdi ailece. Varlığından haberim vardı ancak henüz tanışmamıştım. Sadece o değil, ne annesi olan teyzemi, ne eniştemi, ne de diğer kardeşlerini. Onlar Sakarya’nın Akyazı ilçesinde oturuyorlardı, biz ise Ankara Haymana’da.

Beyaz bir ford taksi ile gelmişlerdi. Tarih 1970 ya da 1971 di. Annemin bundan başka iki kız kardeşi daha vardı ve onları da henüz tanımamıştım. O benden iki yaş büyüktü. Hemen kaynaştık. Beyaz teni, sürekli tebessüm eden sevecen yüzü, cana yakınlığı ile dakikalar içinde oyun oynamaya başlamıştık bile. Üç erkek kardeşi benden iki, dört ve altı yaş küçüktü, birde kendinden iki yaş büyük ağabeyi vardı. Hep birlikte yemekler yedik, yakın yerleri gezdik. Annemler kaplıcalara gitti ve sayılı günler bitiverdi. Vedalaştık ve Akyazı’ya döndüler.

O günden sonra bir kez karşılaştık, sanırım bir yıl kadar sonraydı. 1977 Ekimine kadar görüşmedik. O tarihte babam vefat edeli dört ay olmuştu ve bu kez üç yıldır ikamet ettiğimiz baba ocağı Ilgaz’dan Akyazı’ya göçtük. Orada hep beraberdik. Ta ki araya ecel girene kadar.Onu ailece çok seviyorduk. Benden büyük ablalarımdan asla ayırmıyordum. Yıllar onu değiştirmemişti. Kalbinin temizliği yüzüne yansımıştı. Bir kez olsun surat asmasına şahit olmamıştım. Anne tarafından en sevdiğim oydu. Tatlı dilli, yumuşak huylu, sevgi doluydu ablam.

İlçedeki kız meslek lisesine gidiyordu. Sıklıkla bir araya geliyorduk. Bazen onlar bizde, bazen biz onlarda görüşüyorduk. Ben lise birde iken o lise son sınıftaydı. Bazen bizim evde onu ablalarımla konuşurken görürdüm. İlk önceleri çok sevinçli bir şeyler anlatırken son haftalarda hıçkırarak ağladığı oluyordu. Açıkçası merak ediyordum ama bana pek bir şey söylemiyorlardı.

Aradan bir ay geçmemişti ki evde bir haber bomba etkisi yapmıştı. O, birisine kaçmıştı. Önce ne demek istediklerini anlamamıştım ama konuşulanlara şahit oldukça konunun mahiyetine ulaşmıştım.

Bir yıl kadar önce ilçede ailesine ait bir otobüste şoförlük yapan biriyle tanışmış ve görüşmeye başlamışlar. Her ikisi de birbirine aşık olmuş. Küçük bir kasabada gizlice buluşup konuşma imkanı pek mümkün olmadığından evlenmeye karar vermişler. Damat adayı ailesiyle bizimkilere gitmiş ve Allah’ın emriyle onu istemişler. Eniştem ve teyzem rıza göstermemiş. Sonradan duyduğum kadarı ile “benim şoför parçasına verecek kızım yok” diyerek hiddetlenmişler. Bu arada eniştenin maddi durumları fena olmadığından şoförlükle elde edilen geliri küçümsemişler.

O, çok müteessir olmuştu. Bizim eve gelip dakikalarca ağlamıştı. Bir kez daha isteme olmuş ve yine kabul görülmemişti. Evden dışarı çıkartılmamaya ve sürekli baskı görmeye başladığında karar vererek sevdiğine kaçmıştı. Eniştem ve teyzem çok kızmışlar ve onu ret etmişlerdi. Tüm akrabalara da yasak koymuşlar, hiç kimsenin onunla görüşmemesini istemişlerdi. Tabi görüşmemek mümkün müydü?

Onun evlerinin bulunduğu sokağın çıkışında, tam karşıda annemin teyzesinin evi vardı. Sıkça orada görüşülüyordu. İnanın onu hiç bu kadar mutlu görmemiştim.

Aradan aylar geçti, o hamileydi. Her görüştüğümüzde karnı biraz daha büyüyordu. Günü yaklaşmıştı ve elbette anne ve babası da bunu biliyorlardı. Doğum vakti geldiğinde eve ebe çağırmışlar. Biz sokağın karşısında balkonda hayırlı haber bekliyorduk. Saatten hiç haberim yok, sadece karşı sokaktan bir şarjör mermi ateş edildi. Dikkat kesildik. Çok geçmeden doğum yaptığını ve bir kızı olduğunu öğrendik.

Fakat doğumdan hemen sonra sokakta inanılmaz bir telaş başladı. Bir araba geldi ve hızla uzaklaştı. Koşuştuk. O, doğumdan hemen sonra şiddetli bir kanama geçirmişti ve Adapazarı’na hastaneye götürülmüştü. Gece yarılarına kadar haber bekledik. Bu arada erkek kardeşleri ilçe kahveleri dahil kan gurubu uyanları süratle hastaneye yetiştiriyorlardı. Kanama durdurulamadı ve hayatını kaybetti.

O ana kadar babamdan sonra hiç böyle ağlamamıştım. Hepimiz şoktaydık. İnanamıyorduk. Baba evine gittik ve orada kimdi bilmiyorum kadının biri feryat ediyordu. “Mutlu musunuz” diyordu. “Muradınıza erdiniz mi?” diye ortalığı çınlatıyordu. Neler olduğunu anlamamıştım ama merakım ertesi gün son buldu.

O gün doğumun hemen peşinden bu feryat eden kadın aceleyle gidip zaten yakın olan teyzem ve enişteme müjde vermek istemiş. Haberi verdiğinde eniştem “Allah bebeğini koklamayı nasip etmesin” diyerek beddua etmiş. Gerçekten de daha bebeğini kucağına alıp koklayamadan, ona bir kez olsun bakıp dokunamadan hayata veda etti canım ablam. Bir kez daha düşünmeden, insafsızca edilen bir beddua yerini bulmuştu. Baba bedduası.

Toprağa emanet edildiğinde daha on dokuzundaydı. İçimiz çok yandı. Damadı bazen görürdük, başı yerden kalkmadan yürürdü. O acıyı nasıl yaşadığını her halinden anlamak mümkündü. Bir daha hiç evlenmedi ve kendini evladına adadı. O yavruyu ilk kez askerden gelince babasının yanında gördüm. Yemin ediyorum annesinin kopyasıydı. Bakışı, gülüşü, yürümesi bile aynıydı. Annesini toprağa vereli kırk yılı aştı bir daha görmek kısmet olmadı.

Biz bu acıyı ve rahmetliyi hiç unutmadık. Şimdi Akyazı’da yatıyor. Her fırsat bulduğumda kabrine uğrar Fatiha okurum. İnşallah yavrusuyla cennette buluşurlar.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

İlginizi çekebilir

Köftenin sırrı

Oldum olası kuru köfteye bayılırım. Bugüne değin altmışa yakın vilayetimizi gezdim; ilk so…