Anasayfa Makale Suriye ve Suriyeliler

Suriye ve Suriyeliler

Selçuklu Devleti ve Osmanlı İmparatorluğunun bir parçası olarak beş asırlık bir Türk yurdu olan Suriye, bugünlerde sadece bizim değil; tüm dünyanın gündeminde. Neredeyse insanlık tarihiyle eş değer bir mazisi olan bu topraklara Türklerden önce ilk olarak Samiler, ardından Amaritler, Fenikeliler daha sonra Babil, Hitit, Asur, Oğuz, Pers, Makedon, Roma, ilk İslam orduları, Abbasi, Memluk, Haçlı ve Eyyübiler sahip oldular.

1517 yılından 1918 yılına kadar Osmanlının bir vilayeti idi. 1920 yılında Fransa’nın mandasına girdi. Lozan’ın hatası ile Suriye’ye bırakılan Hatay 1939’da Türkiye’ye ilhak edildi. 1941 yılında Fransa kısmi İstiklal verdi. 1943’te seçimle Şükrü El Kuvvetli Cumhurbaşkanı oldu. 1945’de Birleşmiş Milletlere cumhuriyet olarak katıldı. 1948 Arap- İsrail harbine katıldı. 1949’da darbe ile Şükrü El Kuvvetli devrildi. Rusya ile çok yakın ilişkilere girdi. Sosyalist Arap Birliği ve İslamiyet öncesine dönüş hedefi olan Baas Partisi kuruldu.

1958’de Nasır Mısır ile birleşti. 1961’de ayrıldı. 1963 yılında Baas Partisi ile Suriye’de dikta rejimi kuruldu. Azınlık olan Nusayriler devleti ele geçirdi. Darbe ile Suriye’ye hakim olan Esad ve oğlu Esad Suriye’nin sebeb-i felaketi oldular. Suriye’deki iç savaş ülkeler arası savaşa dönüştü. Suriye’den 11.000 kilometre uzaklıktaki ABD’nin ve Karadeniz ve Anadolu seddini aşan Rusya’nın işi ne? Suriye’de 40 bin yabancı terörist vardır. Kanada’dan Yeni Zelanda’ya kadar bir yığın ülke bulunmaktadır. Bunların işleri ne?

M.Necati Özfatura’nın 2017 de yazdığı bir makaleden bazı alıntıları yukarıda naklettikten ve Suriye hakkında kısa bir bilgi sahibi olduktan sonra asıl anlatmak istediğim konulara geçebilirim.Benim Araplarla din ve coğrafi sınır yakınlığı dışında hiçbir bağım yok. Bu da beni bu insanlarla inancım gereği kardeş ve komşu yapar. Bu mantığa göre bende onlara kardeş ve komşu olmam gerekir. Bana bu gözle bakmaları ve buna bu şekilde inanarak bu hislere uygun bir davranış sergilemeleri beklenir.

Türk Milleti ve Devleti olarak tarihin her döneminde başta kardeşlik ve komşuluk hakları olmak üzere tüm fedakarlığı yapmamıza karşın; aynı şekilde mukabele gördüğümüzü düşünmüyorum. Asırlarca beraber, Osmanlı Sancağı altında yaşamamıza karşın, özellikle Allah’ın bu topraklara bahşettiği petrol ön plana çıktığında, onlarca batılı devletin ajanlarına, vaatlerine veya tehditlerine aldanan, inanan, boyun eğen bu kardeş dediklerimiz ileride önüne geçemeyecekleri, ortadan kaldıramayacakları çok önemli hatalar ve ihanetler yaptılar.

Ben Arap düşmanı değilim. Aynı secdeye baş koymamız bile benim için en önemli hassasiyet sebebidir. Onların tarihine, kültürüne, insanına değer verir ve topraklarına azami saygı gösteririm. Dara düştüğünde her zaman yaptığım gibi elimi uzatır, düştüğü yerden çeker kaldırırım. Gerekirse aşımı paylaşır, ortak düşmana karşı sırt sırta verir çarpışırım. Peki, onlar yani Müslüman Araplar aynı şeyi yapar mı? Veya hiç yaptı mı? İşin en kritik soru budur.

Osmanlı sancağının dalgalandığı bu bölge aynı zamanda diğer Rahmani dinlerinde doğuş yeridir. Yani diğer dinlerce de kutsal sayılıyor. Haçlılar at sırtında binlerce kilometrelik yolu sırf kızgın çöl kumları için gelmediler. Bakmayın sonradan petrol çıktı da işin rengi değişerek enerji ilk sırayı aldı.

Benim dedem İsmail oğlu Hasan tam yedi yıl Yemen’de savaştı ve esir düştü. Nasıl yaptıysa kurtulup bir gemiyle Kastamonu’ya kadar geldi ve oradan yürüyerek köyüne ulaştı. Sadece Yemen’de şehit olan Osmanlı Asker sayısı 300.000. Bu ne kadar korkunç bir rakam değil mi? Tüm Arap topraklarında toprağa düşen vatan evladı sayısı 1.5 Milyon. Çanakkale ve Başkomutanlık Savaşı dahil kaybımız 450.000. Rus cephesinde, Doğu ve Güney Cephelerinde kaybımız 170.000. Hesaplayın kaç Mehmetçik şehadete koşmuş. On binlerce kayıp, Yüz binlerce de sakat kalan insanımız var. Sonuç, bir milletin istiklali uğruna nelerini feda edebileceğinin en gerçek kanıtıdır. Bunun dünya da bir  emsali yoktur.

Biz savaşçı bir milletiz. Araplar, Asr-ı Saadet döneminden Selçukluların hakimiyetine kadar savaş deneyimlerini sürdürseler de Türklerin İslam’ı ve İslam kutsallarını sahiplenerek, başka hiçbir millete güvenmeyip sadece kendi güç ve iradesiyle hareket etmesi Araplarda bir rehavete sebep olmuştur. Gaza ruhuyla hareket eden Türkler haçlı savaşlarında sadece gönüllü Arap askerlerini emri altında tutmuşlardır.

Tarihin en büyük son altı haçlı savaşı Türklerin kesin zaferiyle sonuçlanmıştır. Gaza ruhu taşıyan Arap kardeşlerimiz elbette hemen her savaşta yeterli sayıda olmasa da yer almış, Mehmetçik ile omuz omuza çarpışmıştır. Çanakkale savaşında yüzlerce Arap kökenli kardeşimiz Arap illerimizden katılmış ve kutlu davada şehadete ulaşmıştır.

Fas, Tunus, Cezayir başta olmak üzere İran’a kadar Türk bayrağının dalgalandığı Osmanlı illerinin teker teker elimizden çıkmasının ana nedeni, zayıflayan Osmanlı Devletine sadık kalmayan, omuz vermeyen, yüreğini ve kardeşliğini göstermeyen bazı Arap aşiretleridir. Yıllarca içlerine sızan veya kendilerine vaat edilenler karşılığında Türkleri satan Araplardır. Bugün Osmanlıya yaptıkları ihanetin bedelini çok ağır ödüyorlar. Bugün Arap dünyasının ipleri kimin elinde görüyoruz ve kahroluyoruz.

Suriye halkı belki de Türklere en yakın şahsiyette olanlar. Zira sınır komşumuz olmaları, kültürel ve sosyal anlamda benzerlikler barındırıyor. Diğer Arap ülkelerine nazaran daha mülayim bir karakterleri var. Sekiz yıl Hatay’da kalmamın bir gözlemi bu. Hatay’ın Türkiye’ye ilhak edilmesini belli kesim hala hazmedemiyor. Gidin resmi kurumlarına, duvarda ki asılı haritalarda Hatay Suriye topraklarında gösterilmiş.

Çok klasik bir deyim olacak ama yerinde bir sözdür “Nasıl yaşarsan öyle ölürsün.” Suriye 1960 lı yıllarda Baas’a teslim olduğunda aslında kader onlar için ağlarını çoktan örmüştü. Devlet ruhu taşımayan toplumlar esir olurlar. Cılız tüm ayaklanmalar kanlı bastırıldı ve sonuçta azınlık çoğunluğu yönetir oldu.

Suriye yönetim olarak Türklere hiç sıcak bakmadı, sürekli ihanet içinde oldular. Baba Esad PKK ya azami derecede destek oldu. PKK bu sayede yıllarca Rusya’dan Suriye üzerinden destek aldı, sınırı geçip binlerce vatan evladını şehit etti, kendi soyundan olan binlerce masum cana kıydı. Oğlu da ondan aşağı kalmadı ve onlarca işgalci devletin güçlerini ülkesine yerleştirdi. Orta Doğuyu bir arenaya çeviren bu devletler tarihte benzeri az görülen bir vahşete de imza attılar. Son on yılda Suriye’de ölen sivil sayısı 250-300 bin civarında. Altı milyon insan ülkelerini terk etmek zorunda kaldı. Bunun yaklaşık 4 milyonu Türkiye’de.

Suriyelilerin ülkemize davet edilmesiyle zaman içinde tatsız hadiseler yaşandı. Rakam büyük olunca bu kaçınılmaz gibi gözükse de bu o kadar basit değil.

Devletimizin savaşın dehşetinden kaçanları kabul etmesi insanlık gereğidir. Bütün dünya üç maymunu oynarken o masum insanları yüz üstü bırakmak elbette bizim yapacağımız şey değildi. Gerek inancımız ve gerekse töremiz bize bunu emretmektedir. Bu meziyeti taşıyan başka bir millet gösteremezsiniz.

Ülkemize kabul ettiğimiz Suriyeli kadar nüfusu olan ülkeler var dünya da. Yani biz bir ülkeye tam destek olduk. Barınma, yeme-içme, sağlık gibi alanlarda çok kısa sürede planlamalar yapıldı ve 2015 yılı son çeyreğinden itibaren oluşturulan yaşam alanlarına yerleştirildiler. Buraya kadar güzel fakat bunun birde diğer yönü var.

Mardin, Ş.Urfa, G. Antep, Hatay gibi illerimizde kurulan devasa yaşam alanlarında barınan Suriyeli sayısı yanılabilirim yaklaşık iki milyon. Bunlar düzenli olarak “kardeş” nazarıyla konuk ediliyor. Peki, ya diğer 2 milyon nerede? Türkiye’nin dört bir tarafına dağıldılar ve kim nerede, ne yapıyor kimse bilmiyor. Kayıt altında tutulan sayısı, sağlık ve gıda yardımı alanlar belli belki ya diğer milyon nerede?

Koşulsuz hastanelerden sıra almaksızın hizmet alıyorlar, dükkan açıp ucuza çalışıyorlar, kendilerini uyaranları tartaklıyor veya grupça saldırıp bıçaklıyorlar. Kadınları sokakta dileniyor, çocukları başıboş, mahallede bizim çocuklarımızı hırpalıyor. Parası olan gençleri tatil ve eğlence beldelerinde, parası olmayanlar Ege-Akdeniz plajlarında göz zinası peşinde. Pisler ve bize kendilerine bakmaya mecbur muşuz gibi görüyorlar. Yaşadıkları alanı kendilerine benzetmeye çabalıyorlar. Kendilerine uzatılan kardeşlik elini kırmak, önlerine çıkan fırsatları ranta çevirmeye çalışıyorlar.

Bu anlattıklarım geçen sürede İstanbul’da şahit olduklarım, diğer illerimizde de benzer hadiseler yaşandığını duyuyorum. Elbette tüm bu olanlar genele mal edilemez ise de buranın babalarının çiftliği olmadığını, kendilerine duyulan Müşfik ve hoşgörüyü kin ve tiksintiye bırakmamaları gerektiğini bilmeleri lazım. Burada esir değiller sadece misafirler. Bunu anlamaları lazım. Misafirliğin hudutları bellidir. Diğer iki milyon Suriyeli için kimse gıkını çıkarmıyor. Ben de öyle ama serseri mayın gibi ülkemde dolaşan ve üreyen ve tüketen ve tehditkarlık üreten Suriyelileri istemiyorum.

Bu ülkeye maddi yükü yaklaşık 40 milyar dolar. Hiç önemli değil. Orada yıkılan duvarların altında can vereceklerine varsın paramız gitsin. Bizim beklentimiz Allah’ın rızasıdır. Ancak Devletimin bu organizasyonu sağlıklı yürütemediğini düşünüyorum. Bu ileride çok ciddi sosyal sorunlar doğuracaktır. Zaten Suriye’de savaş bitse mevcut sayının en az üçte biri gitmeyecektir, buna eminim. Kalan bu sayıda nasıl bütünleşme olacak, nasıl bir yol izlenecek açıkça bilemiyorum.

Olaylara karışan Suriyeliler aynı zamanda politik malzeme olarak kullanılıyor. Özellikle iktidarı zayıflatmak isteyenler sürekli bir yerlerde Suriyelilerin karıştığı olayların olmasını bekler durumdalar. Eli silah tutanların sağda solda eğlenmesi samimi insanımızı da rencide ediyor. Elbette eğlenecekler ama benim devletimde ortalık yangın yeri ise ben bırakın eğlenmeyi gülmem bile. Gülemem. Utanırım, sıkılırım.

ÖSO’yu elbette destekliyorum. Ordu statüsünde olmasalar da kendi vatanları için çarpışan ve bu uğurda şehit olan insanlardan teşekkül ediyor. Yunan İzmir’e çıktığında tüm Ege devletten emir beklemeden teşkilatlanarak milis kuvvetler oluşturmuşlardı. Yunana ciddi kayıplar verdirdiler.

Madem Suriye’de 60 yıldır zulüm var, eğer örgütlenememiş ve bu uğurda ölmeyi göze alamamış isen işte böylesi acılara duçar olursun. İnsan üzülüyor elbette.

Benim beklentim en kısa sürede savaşın sona ermesi ve Suriyeli din kardeşlerimizin selametle ülkelerine dönmesi. Bu zaman zarfı içinde başıboş olanların kontrol altında tutulması, eli silah tutanların eğitilerek bir an önce ÖSO saflarına katılmasıdır.

Daha fazlası

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

İlginizi çekebilir

FOX TV yi gerçekten tebrik ederim

Fox TV yi gerçekten tebrik ederim. İlk sahibi ve kurucusu Rupert Murdoch’ı, sonraki sahibi…