Anasayfa Benim Penceremden Suriye’de ne işimiz var?

Suriye’de ne işimiz var?

Suriye’de kaybettiğimiz vatan evlatları üzerinden siyaset yapılıyor. Sosyal medyada “bu canların hesabını kim verecek?” deniliyor. Yapılan son Moskova görüşmesinde ortaya çıkan tablo her kesim tarafından farklı değerlendiriliyor. Özellikle muhalefet partilerinin yetkilileri ve partililer konuyu tamamen kişisel ve parti düşüncesi ekseninde ele alıyorlar.

Öncelikle şehitlerimizin hesabı yaklaşık yüz katı kadar baş alınarak görüldü desem de tabi ki bu ne bir şehit eşi ve anasının yüreğini soğutur, ne de Türk Milletini rahatlatır. Kanları yerde kalmamış olsa da sadece sahada değil, masada da bunun karşılığı mutlaka alınmalıdır. Sebep olana, emri verene, verdirene diz çöktürülmelidir.

Devletimizin yaptığını ve yapacaklarını bilemeyiz. Bildiklerimiz yine devlet yetkililerinin açıklamaları veya konunun uzmanlarının yazdıkları ve söylediklerini mukayese ve tahlil etmekten ibaret. Ancak “hesabını kim verecek” diye sormak biraz insafsızlık olur. Zira sadece 250 bin şehit verdiğimiz Çanakkale’nin hesabını kimden sorduk? İngiltere’den mi? Fransa’dan mı? İtalya’dan mı? Rusya’dan mı? Yoksa aşağılanıp it muamelesi gördüğümüz Lozan’da mı?

Kıbrıs Savaşında, hibe araç ve silahlarla savaşmak zorunda kalan Türk Ordusu artık o ordu değil. Gerek taktik, gerek stratejik ve gerekse donanım olarak çok ilerde. Bunu içimizdeki birileri görmek istemese de dünya biliyor. En önemlisi; Türk’e yakışan ve ecdada layık, ruhen savaşa hazır imanlı bir ordumuz var.

Orta Doğu’ya uzun yıllardır çöreklenen ABD başta olma üzere; İngiltere, Fransa, Almanya, Rusya, İtalya gibi ülkeler sizce orada ne arıyor? Bu sorunun cevabını veremeyen, Türkiye’nin Suriye’de ne yapmak istediğini asla anlayamaz. Saydığım onca devlet “Macera” olsun diye mi orada ki, bizde aynı hevesle daldık o topraklara?

Tekrar ediyorum; neden Suriye’de olduğumuzu anlamak için ortaya çıkıp yırtınmaya gerek yok. Çok geriye gitmeden Tanzimat ve Meşrutiyet dönemlerinden günümüze kadar geçen sürede neler yaşandığını; bu dönemin siyaset tarihini muteber tarihçilerin kitaplarından ve en önemlisi devlet arşivlerinden okuyarak öğrenmek ve anlamak mümkün. Prof. Dr. Ekrem Buğra Ekinci’nin “Osmanlının Çöküşü” isimli eserini önerebilirim.

Biz mücadelesini verdiğimiz davalara kanla, imanla bağlıyız. O topraklarda ilk kez kanımızı dökmüyoruz. Asırlardır Türk’e VATAN olan Suriye; İsrail’in Hatay-Erzurum dahil yurt topraklarımıza göz diktiği “vadedilmiş topraklar”a ulaşmanın ilk basamağıdır. Mesele Suriye değil Türkiye’dir. Rejim yönetimi bir piyondan ibaret. Rusya çekilsin bir kaç saat içinde yok edilebilecek kadar zayıflar. Bundan sonra bizi daha çetin sınavlar bekliyor. Eninde sonunda İsrail ile savaşacağız. Bu sebeple olayları doğru okumamız, doğru taraftan okumamız lazım. İsrail’in, dolayısı ile egemen güçlerin satın aldığı ya da kan bağı olan içimizdeki hainleri iyi tanımamız, her gelişmeye düşünmeden, tahlil etmeden tepki vermemeliyiz. Siyasi görüş farklılığı bizi düşman yapmaz, belki rakip yapar ama milli olan her konuda siyaseti ve görüş farklılıklarını, hasımlığı bırakıp mutlaka kenetlenmeliyiz.

Ne Rusya, ne  İran, ne ABD ne de başka bir Avrupa veya Arap ülkesi bize dosttur. Her devlet kendi çıkarını gözetiyor. Son yapılan ateşkese sadık kalınacağını düşünmüyorum. Kıldan ince kılıçtan keskin bir yoldayız. Var olma mücadelemizi öz varlığımızla yapmak durumundayız. Savaş son seçenek elbette ancak şartlar zorladığında ve kaçınılmaz olduğunda neler yapabileceğimizi bütün dünyaya gösterdik. Önemli olan diplomaside de etkin olabilmek.

Ayrıca bu yaşıma kadar Türkiye’nin bırakın askeri harekâtı, bu denli sağlam diplomasi yürüttüğüne ilk kez şahit oluyorum. Korkak, ne istediğini ve nasıl alacağını tam bilmeyen, pısırık diplomatların veya diğer devlet erkânının yerinde, artık ülkenin lokal çıkarları değil, değişen dünya düzeninde yer almamızı sağlayacak ve bunu hakkıyla savunacak bürokratlarımız var.

Moskova görüşmelerinin ardından gelişen olayları hep birlikte gözlemleyeceğiz. İHA ve SİHA’ larla; askeri anlamda yapılanlar çok önemli ancak yenidünya düzenine sadece bunlarla dahil olamayız. Güçlülerin adeta satranç oynadığı özellikle Orta Doğu’da dengeleri değiştiremeyiz. Askeri gücün yanında sanayi, teknoloji, tarım, sağlık gibi alanlarda da çıtamızı çok yukarılara çıkarabilmeliyiz. Bunları başarmak bu milletin devleti ile tam manası ile bütünleşmesini sağlayacaktır. Devletine güvenen mutlu ve huzurlu bir milleti ne sahada ne de cephede kimse yenemez.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

İlginizi çekebilir

Toplum düzelmedikçe Devlet düzelmez

Devlet, hem tarihini, hem bugününü, hem de geleceğini korumak ve kollamak durumundadır. Ma…