Anasayfa Makale Tanzim Satış noktaları hakkında

Tanzim Satış noktaları hakkında

Açılan tanzim satış noktaları iki farklı açıdan incelenmelidir.

1-Serbest piyasa ekonomisinin zengin ettiği aracıların birilerinin direktifi ile yönetime ayar vermesine haklı bir tepki olarak bu şekilde aksiyon alınması. Burada proje kısa zamanda hayata geçirilmiş ve etkili olmuştur. Devamlılığı hukuki ve ekonomik sıkıntıları da beraberinde getirir. İnsanımızın anlamadığı bir var ki şaşmamak elde değil. 1970 sonlarında ki karneli yokluk günlerine benzetiliyor. O yılları yaşayan biri olarak adı üstünde “yokluk” günleriydi.

Bugün böyle bir şey yok. Allah’a şükür memlekette her şey var. Yapılan hamle belirli kesimlerin ayarına ayar vermekten ibaret. Bundan rahatsız olup eleştirenlerin maksatları zaten belli. Onlara pek itibar etmemek lazım. Trajikomik olan ise halka sosyal hizmet götüren devletin aşağılanmaya çalışılması, halbuki her zaman halkçı olduklarını beyan eden bu insanlarımızın emekçiye sahip çıkarak, üretenin sırtından geçinen, ekonomiye ve dolayısı ile topluma ayar vermeye çalışıp algı oluşturan soysuzlara cephe almaları gerekirdi. Tabi bu da kafa yapılarının halkla meşgul olmadığının kanıtıdır.

Dikkat çeken diğer bir konu da tanzim satış noktalarında mevsimi dışında yetişen sebzelere olan aşırı talep. Domates, biber, patlıcan, salatalık vs. Bunlar zaten sera ürünü tatsız ve belki de sağlıksız. Soğan ve patatesi anlarım, Türk mutfağının demirbaşları. Mevsim dışı sebzeleri yesek ne olur yemesek ne olur. Yazın pişirilen bir musakka kadar lezzetli olamaz. Dolayısı ile çok gerekli olmadıkça almanın gereksiz olduğunu düşünüyorum.

Yazdan bu sebzeler çok rahatlıkla konserve yapılabiliyor. Türk insanının asırlardır yaptığı bir uygulama, neden seraya eğilim var anlayabilmiş değilim. Mevsim meyvelerine zaten lafım yok.

2-Konunun belki de en can alıcı noktasını gözden kaçırıyoruz. Devlet tarım üretiminde, ürünün toplanması, depolanması, satılması, nakil edilmesi, pazarlanması ve dağıtılması konusunda bana göre çağın gerisindedir. Yıllardır bu ülkenin tarım üreticileri sömürüldü. Bu gerçeği kabul etmezsek davamız ve inancımız ne olursa olsun hata ederiz. Sabah ezanla tarlasına, bağına, bahçesine koşup hasattan elde edeceği gelirle geleceğini planlamak zorunda kalan, gelip geçen hükumetlerin ilgisizliği ve iş bilmezliği, fırsatçı aracıların acımasızlığı altında günden güne eriyen toprak insanları bugün geleceğe umutla bakmak istiyor.

Yılların ihmal ve ihanetleri köylüyü küstürdü. Hiçbir zaman gelecek düşünülmedi, “yüz yıl sonra ne olur” denilmedi. Kendi kendine 1980 ler de yetebilen Türkiye nüfusuna yirmi milyon insan katıldı. Tarım aynı seviyede büyümedi. İthal tohum, ithal kimyasal gübre, pahalı mazot, pahalı traktör, yetersiz devlet alımı, düşük tutulan alım fiyatları hem tarımı hem de hayvancılığa en büyük darbeyi vurdu.

Bakanlığa bağlı Tarım Müdürlükleri ne işe yarar gerçekten merak ederim. Tüm ülkenin ihtiyacı olan üretim kalemleri nasıl belirlenir. Diyelim ki bir yılda 350 bin ton domates tüketiyoruz, az üretimde ithal ediyoruz, çok ürettiğimizde ihraç mı ediyoruz. Domates sadece bir örnek, tüm sebze ve meyvede, kuru baklagillerde, hububatta üretim, tüketim dengesi nasıl ayarlanıyor. Benim bildiğim daha yeni bazı ciddi tedbirler alındı. Yerli tohum, hayvancılık ve tarım üretiminde çok geç kalınsa da Bakanlık AR-GE leri sıkı çalışıyor. Gelişmeleri tarım televizyonu sitesinden ve diğer resmi kurum sayfalarından takip etmeye çalışıyorum.

Son günlerdeki fahiş fiyat artışlarında devlet kurumlarımızın sahaya hakim olamadığını gördük. Tanzim satış iyi bir proje fakat daha ciddi tedbirler alınabilmeli ve buna sebep olanlar daha bu işe kalkışamadan gırtlakları sıkılabilmeliydi. Ve yine bu kişiler mutlaka arkasındaki güçlerle beraber teşhir edilmeliydi, belki edilecek bekliyoruz. Askere-Polise kurşun sıkmakla toplum arasına benzer sebeplerle nifak sokmak, devleti aciz gibi göstermek arasında pek fark yok.

Yine seçim arifesinde kılıçlar çekilip devletimize karşı gardını alanlar var. Milletçe söylenenden, ortalıkta dolaşan yalan-yanlış bilgiden çok kalbimize ve vicdanlarımızın sesine kulak verelim. Sağlam ve ispata açık kaynakları esas alalım. Kişilere değil Devletimizin yüce varlığına ve bekasına sadık kalıp gözetelim. Nefret ekiyorlar, biz sevgi biçelim, fikirlerimiz ne olursa olsun, yeter ki sadakat ve ihanet çizgisini iyi belirleyelim.

  • Hayatın tek bir gerçeği vardır

    Hayatın tek bir gerçeği vardır-1 Hayatımızın tüm omurgasını genel olarak “etkileşim” ile “…
  • Cengiz Topel

    Hafta sonu yolum ikinci kez Şişli Harbiye’de Ordu Caddesi girişinde bulunan Askeri Müzeye …
  • Suriye ve Suriyeliler

    Selçuklu Devleti ve Osmanlı İmparatorluğunun bir parçası olarak beş asırlık bir Türk yurdu…
Daha fazlası

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

İlginizi çekebilir

Hayatın tek bir gerçeği vardır

Hayatın tek bir gerçeği vardır-1 Hayatımızın tüm omurgasını genel olarak “etkileşim” ile “…